Burak

Burak
@guesswhosback
why do we fall, Bruce?
Hayata katlanamadığımız için espri yapıyoruz demiş yazar. Bir vadeden sonra aileyle yaşamak dünyanın en anlayışlı insanları olsalar bile kötü geliyor. Tuhaf bir başarısızlık hissi. Yerimi bulamadım kendi ayaklarımın üstünde duramadım demek gibi. Her şey güzeldi ve hiç acıtmadı. Hayal görmenin en kötü tarafı dokunma isteğini karşılayamamaları. Çünkü üstesinden ne kadar geçerse geçsin mutlu görüntülere rastlamak halen mümkün. Ölülerin en kötü tarafıysa konuşmamaları. Allah, keşke diyorum hiç olmazsa bu kadarını ayarlasaydı, babaların sesi çok özleniyor. Mezarlık bekçisi yanıma gelip akşam oldu diye uyardı, eğer ölü değilseniz daha fazla kalamazsınız demek. Aslında hepimiz birer ölüyüz. Sadece vücudumuz henüz mezara girecek kadar soğumadı. Zamanı benim kadar iyi bilseydin, dedi Şapkacı, onu harcamaktan söz açmazdın. Bir de mesela Hidrojen çok delikanlı bir elementtir. Sırf su olsun diye her zaman kendinden 2 verir de 1 veren Oksijene gıkını çıkarmaz. O değil de 2’nin 1 olduğu her yerde kutsal bir şey vardır. Bu mühim ama mevzu bu değil. Biri ölüne tanımayanlar hemen kaç yaşındaydı diye sorarlar, yaşına göre acımıza not verirler, yaşlı mıydı Allah taksiratını affetsin ama yani bunda üzülecek ne var, derhal kabullen ve hayatına geri dön. Genç miydi? Tebrik ederim istediğin kadar acı çekmeyi hak ettin biz seni bir süre idare ederiz. Akşam oldu. Evin çeşitli yerlerine tüneyen tavuklar şahsi kümelerine döndü. Çekirdek aile olarak kaldınız, artık sizinki kaç çekirdekliyse. 1 kişinin eksik olduğunu işte tam olarak o zaman fark edersiniz. Yokluğun varlıktan daha çok yer kapladığı zamanlar var, bildiniz mi? Bir gün illa bilirsiniz. Yani biri eksildiğinde, evinizde yer açılmaz da tam ortasında kocaman bir delik açılır. Artık o deliğin üstüne basmadan devam etmeniz gerekir.
Reklam
Hayatındaki her şeye hiçbirinin hatırı kalmayacak şekilde eşit miktarda küfretti. Bıkmıştı artık. Gerçekten usanmıştı, bir şeylerin bozulmasından da sonra her seferinde tam düzelecekmiş gibi olup bir türlü düzelememesinden de ölümüne yorulmuştu. Hayatım hep bir yol aramakla, sonra bir yol bulduğumu sanmakla geçiyor. Yolların bir kurtuluşa çıkmadığını uzun zamandır biliyorum. Bu yüzden işte hiç olmazsa denize çıksın.
İnsan annesini kaybedince ölümlü olduğunu anlıyor. Fakat annenizin ani ölümü size şunu öğretir: ertesi günün olmadığını. Annem öldü ve ben bu gidişattan bıktım artık. Dünya üzerinde ilk ölen anne değildi ve son olması için de bir dileğim yoktu. Bu durum kalbimi imansızlığa bulaştırdı. Dünya üzerinde aşıkları ve delileri çıkardığımızda ortada sözü edilmeye değecek bir kalabalık kalmadığını da anlarsınız. Hayat yalanla güzel, tersi düşünülemez. Bugünden bakarsak hayatların en şereflisi kısa yaşamaktır mesela. Daha fazla yozlaşmadan çekip gitmektir. Ve en az olan seni kışkırtmamalı doyurmalı. Bir tane yetimhane kızı gösterin ki bir babayı sevmiş olsun. Fakat özlerler, sevmeden asla sevemeyeceklerini bilerek özlerler. Babanın yokluğu kirli bir boşluk gibiymişçesine tiksinerek kaçarlar da varlığıyla ne yapıp edeceklerini bilemezler. Ölmek de buranın ölçülerine göre bir varoluş formu aslında, düşünsene ölülere yaşayanlardan çok saygı gösterilir, bir mertebeye erişilmiş gibi davranılır. İnsan neden bu kadar hızlı? Varıp varacağı yer yazgıysa.. Terk edilmek insana kendini sevdirmemek üzerine kurgulanmış bir eylem gibi gözükse de bu yanlışa düşmemeliyiz. Dünyanın en boktan insanı da olsak artık kendimize dönmeli ve bizi terk edeni sevmemeliyiz. Aşk acısı sanki tüm dünya aynı anda seni sevmiş sonra da sevmekten aynı anda vazgeçmiş gibi bir şeydir. Erkekler her zaman eski ve tutarlı bir hayata razıyken eskiye ve içine sıçılmış hayatlarından kurtulmak isteyen ne çok kadın vardır. Artık insanlara bakmak istemiyorum. Ağaçlara bakıyorum mesela, uzun uzun. Onları kimin ve ne için yarattığını düşünüyorum. Öylesine tuhaf ve vazgeçilmezler ki. Bakmadığım insanlar baktığım ağaçlara bakmıyorlar, biliyorum. Hiçbir şey umurlarında değil onların. Şehrin taşıyla kaplanmışlar. Oysa
O gözlerin önünden bir kere geçtim, bir daha geçmem, her şeyi göze alıp karşısına çıkmaya kalkışmam, mesele sırf yaşlanmak değil, keşke öyle olsa. Çünkü bazı insanların yarasını ancak bir yalan iyileştirirdi, dillerinin üzerine aldıkları her yalanı ağızlarında çevire çevire ona yeni bir tat katar, o kelimelere yeni bir ruh kazandırır, ağzında çok uzun zaman gevelediği o yalan kokan kelimeleri yere tükürdüğünde artık yalan olmaktan çıkar, bambaşka bir terkip olurdu, o sözler. Dillerinden düşen her harfe öyle kolayca itibar edilmezmiş kadınların, kadın kısmı gövdesiyle en çok da saçlarıyla konuşurmuş, bir kadının saçlarıyla kurduğu ilişkiyi anlayansa bin kere ihya olurmuş. İnsanın derdi, kalbinden önce insanın saçlarına vururmuş. Erkekler için iş kolaymış. Uzar uzamaz saçlarını kesermiş erkekler, kadınlarsa saçlarıyla beraber dertlerini de uzatırlarmış, babaları o saçları çekip onları döverken de anneleri sarı taraklarla onları tararken de bir erkeğin kocaman elleri onları okşarken de nerede kırıldıklarını hangi ellerde yıprandıklarını hangi aşkla beyazladıklarını asla unutmazmış kadınların saçları. Bir kadına her şey yapılabilirmiş ama kapanmış bir dudağı aralamak her yiğidin harcı değilmiş. Bir erkek için en zor şeylerden biri bir kadına iyi gelmediğini bilmekmiş Kimse bana inanmayacağı için, gördüklerimin yarısını bile anlatmadım. Bazı yaralar vardır ki kapanmış olsalar bile dokununca sızlarlar. Bunca kederden bir merhamet çıkması gerekiyordu ama benim payıma nefret düştü. Artık genç değilim, hikaye yazmaktan başka bir iş de bilmiyorum, artık büyük şehre gidemez, kendime yeni bir hayat kuramazdım, istasyon dışında hayat ile ilişkilerimiz de gittikçe kendiliğinden azalıyordu. Dert biter amma yeri kalmazmış. Bütün yaşlıların uykusu gibi onların uykusu da
Sonunda dünya yok olduğunda, kim olduğumuzu bilen tek bir şiir, bizi var eden tek bir atom bile kalmadığında on iki milyar yıl sonra. Evren sessizce dağılıp gittiğinde ve onunla birlikte akılda kalan son sorular da hiç var olmamış olacak artık var olmayan dünya.. Her ailenin böyle hikayeleri vardır. Aileleri aile yapan ortak anılardır. Tekrar tekrar anlatılan hikayeler, bir Noel akşamı yapılan berbat bir kızartmanın bir tatil yerine gitmeyi epeydir isterken sapılan yanlış yolların aksiliklerin ve sakarlıkların hikayeleri gülmekten gözleri hala yaşartabilir. İnsanın yuvasını düşünürken aklıma gelen hikayeler. Ah bırakın yaşayalım hayatı, çünkü her gün yeni bir gün, ah erkenden koparmayalım, hayatta olan hiç kimseyi, ah erkenden koparmayalım, hayatta olan hiç kimseyi. Dışarıdan güzel görünüyor ama içeriye adımımı attığım anda önümde karanlık bir labirent uzanıyor. Çıkışı yok. Tarihten ders aldık. Bu gezegendeki diğer tüm milletlerden daha iyi olduğumuz bir şey varsa o da budur. Etrafımızı saran sessizliğe ve anlam veremediğimiz hikayelere alıştık. Ne zaman daha fazla soru sormamamız gerektiğini biliyorduk, öncesinde ya da sonrasında bir gariplik olsa bile. Farkında bile değildik. Bir şeyi tam anlayamadan ilgimizi yitiriyor, kafamızdaki boşlukları kendimiz dolduruyorduk. Sahip olduklarımı kaybetmek istemiyorum ama olduğum yerde kalmak istemiyorum, ama sevdiklerimi terk etmek istemiyorum, ama bildiklerimi tekrar görmek istemiyorum, ama yaşadığım yerde ölmek istemiyorum, ama öleceğim yere gitmek istemiyorum, kalmak istiyorum, hiç olmadığım bir yerde. Kendinden kaçmanın güzel bir yolu. Kabuslardan anı selinden ve daima suçluluk duygusunun denizine dökülen huzursuz düşüncelerden kaçmanın. Adasız, karasız kurtarıcı bir kıyısı olmayan karanlık bir su. Evren gibi sonsuz
Reklam