Burak profil resmi
79 okur puanı
12 Şub 2017 tarihinde katıldı.
  • 128 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
  • Çünkü seviyordu. Çünkü, gençlik denilen şeyin bir sevme kabiliyetinden, bir sevme kudretinden başka bir şey olmadığını anlıyordu. Bu da elden gitse bile yine korkusu yoktu. Zira, ona göre, hayatta sevmenin ve sevilmenin bin türlü şekli vardı. Ona göre, sevgi öncesizdi, sevgi sonrasızdı.

    Çalışmak, çalışmak. Bir şeye yaramak, bir şeye yarar ve lazım olduğunu hissetmek.. İşte, yaşamanın yegâne manası...

    Sizler beni, her gün bir parça daha kendi içime itiyorsunuz

    "Zira, görüyorum ki, siz ona hükmedemiyorsunuz, o size hükmediyor."

    "Benim gördüğümü sende görmüş olsan inanırdın. Hiç ümitsizliğe düşmezdin. Ben, ilk sedyelerin hastaneye nasıl geldiklerini gördüm. Hiç birinde ne bir pişmanlık, ne bir azap, ne de bir korku emaresi vardı. Hepsinin yüzünde okunan şey, yalnız azim, yalnız metanetti. "Hanım abla şu yarayı sar da dönüvereyim." Bu ses kulağımdan hiç gitmiyor."

    Ama, zaman, bu tereddütlerin bu şüphelerin üstünden durmaksızın akıp gidiyordu. Yıllar, bir selin dalgaları gibi birbirini kovalayarak birbiri ardısıra inip çıkarak ve kıyılarda ne bulursa alıp sürükleyerek baş döndürücü bir hızla, bilinmeyen bir yere doğru atılıyor, atılıyordu.

    Ona göre,sevgi öncesizdi, sevgi sonrasızdı


    Hep söylüyorsunuz, fakat bir şey yapmıyorsunuz.

    -Bir şey yapmak? Bunu kolay mı sanıyorsunuz? Gerçi bu son beş altı yıl içinde imkansız gibi görünen nice zor işlerin oluverdiğini gördük.Lakin, bir de bunları yapanlara, bir de bunları yapana sorunuz. Ne akla, hesaba sığmaz ne insanlıktan üstün gayretlerin mahsulüdür bunlar, bunların her biri... Ve düşünmeli ki, işin o safhasında, hayatın mantığı bizimle beraberdi. Şimdi ise bize karşıdır. Hiç değilse görünüşte bize karşıdır. İnsan ruhunun bulanık kesimlerinden gelen küçük ihtiraslar, meyiller, iştahlar bu işte hep bizim düşmanlarımızdır. Gündelik hayat ise, bu ihtiraslardan, bu meyillerden, bu iştihalardan meydana gelir. Bunlar, hayatın en tabii unsurlarıdır. Bundan başka, bir de devrin, içinde bulunduğumuz devrin kanuniyetleri var. Garp medeniyeti, Garp muaşereti diyoruz. Lakin, Garpta da işte, bu, bizim beğenmediğimiz şeyler yapılıyor. Ankara'ya kim bilir hangi iş için gelmiş şu Alman mühendisinin bizim beylerden ne farkı var? Şu elçinin tavırları, hareketleri, sizin kocanızın tavır ve hareketlerinin aynı değil midir? Orada da, hep bu havalardan, bu danslardan başka ne var? Şimdi, iyi kötü bir cereyana kapılmış bütün bu insanların önüne çıkıp da "Efendiler, Garp bu demek değildir. Garpçılığı bir eğlence tarzı telakki etmeyiniz. Garpçılık her şeyden evvel bir yapma, yaratma, kurma, iletme ve işletme gücüdür. Bütün bu yaptığınız şeyler hep ondan sonra gelir," diye bağıracak olsanız alemin keyfini kaçırmaktan ve bir ukala gibi görünmekten başka bir işe yaramazsınız.

    Hep söylüyorsunuz, fakat bir şey yapmıyorsunuz.

    -Bir şey yapmak? Bunu kolay mı sanıyorsunuz? Gerçi bu son beş altı yıl içinde imkansız gibi görünen nice zor işlerin oluverdiğini gördük.Lakin, bir de bunları yapanlara, bir de bunları yapana sorunuz. Ne akla, hesaba sığmaz ne insanlıktan üstün gayretlerin mahsulüdür bunlar, bunların her biri... Ve düşünmeli ki, işin o safhasında, hayatın mantığı bizimle beraberdi. Şimdi ise bize karşıdır. Hiç değilse görünüşte bize karşıdır. İnsan ruhunun bulanık kesimlerinden gelen küçük ihtiraslar, meyiller, iştahlar bu işte hep bizim düşmanlarımızdır. Gündelik hayat ise, bu ihtiraslardan, bu meyillerden, bu iştihalardan meydana gelir. Bunlar, hayatın en tabii unsurlarıdır. Bundan başka, bir de devrin, içinde bulunduğumuz devrin kanuniyetleri var. Garp medeniyeti, Garp muaşereti diyoruz. Lakin, Garpta da işte, bu, bizim beğenmediğimiz şeyler yapılıyor. Ankara'ya kim bilir hangi iş için gelmiş şu Alman mühendisinin bizim beylerden ne farkı var? Şu elçinin tavırları, hareketleri, sizin kocanızın tavır ve hareketlerinin aynı değil midir? Orada da, hep bu havalardan, bu danslardan başka ne var? Şimdi, iyi kötü bir cereyana kapılmış bütün bu insanların önüne çıkıp da "Efendiler, Garp bu demek değildir. Garpçılığı bir eğlence tarzı telakki etmeyiniz. Garpçılık her şeyden evvel bir yapma, yaratma, kurma, iletme ve işletme gücüdür. Bütün bu yaptığınız şeyler hep ondan sonra gelir," diye bağıracak olsanız alemin keyfini kaçırmaktan ve bir ukala gibi görünmekten başka bir işe yaramazsınız.
  • 252 syf.
    ·6/10
  • Çocuklar zamanı algılayamadıkları yaşlarda, tüm evrene hakim oan o tanrısal sonsuzluğu hissedebilirlermiş. Bu onların huzurlu ve korkusuz yaparmış. Zamanı algılayamadıkları için zamanın geçişini de fark etmez ve kendilerini ölümsüz bilirlermiş.

    Hayat tuhaflıklarla doldur ve katlanılabilir olmasını bu tuhaflıklara borçludur.

    Homurtusu öylesine ‘’uzak durun benden’’ kokuyordu ki…

    Hayatı, baştan sona ‘’ölüme yolculuk’’ olduğunu bildiğimiz halde, hevesle sürdürmemizin sırrı şeytani cazibesinde gizlidir.

    İnsanoğlu gerçeklerden kaçar, çünkü efsanelere inanmaya meyyal doğar.

    Babalar bir yerde bir çocukları olduğunu hiç bilmeyebilir, işte sırf bu yüzden bile tuhaf olasılığın yüklediği özgürlük duygusuna inanıp varolan çocuklarını da isterlerse gözlerini kırpmadan terk edebilirler.

    Kader, insanın kendi hayatına hiçbir zaman gerçekten sahip olamayacağının açık tehdidir.

    Takvim, canlıların celladı olan zamanı kavrayabilmenin yegane aracıdır. Aynı zamanda bütünüyle tanrısal düzeni işaret eder.

    İnsanlar mezara giren ölülerin, onlar çok sevdikleri yakınları olsa bile, tekrar dirilmelerini, istemez; dilemez; buna tahammül edemezler.

    Hayat sadece ölümü anlamak için verilmişti insanoğluna. İnsanoğluysa, ölümü yok sayarak hayatı tek gerçekmiş gibi kabul edip hep yanlış yola giriyordu.

    Tanrı dedikleri rastlantı olmalı, dedi kendi kendine... Tanrı dedikleri rastlantı! Madem gelmiş geçmiş tüm inançların sorgusuz sualsiz varlığını kabul ettikleri tanrı, hayatı spermlerin ve yumurtaların, sonu varlık mücadelesine varan rastlantısal mücadeleleriyle başlatıyor; madem her an her durumda yaşam rastlantıya, rastlantı da yaşama hizmet ediyor; o zaman rastlantı tanrının ta kendisi olmalı...

    İnsanlar delilerden uzak dururlar çünkü kendi içlerindeki delinin uyanmasından korkarlar.
    Oysa delilerin deli olmadıkları günler vardır, kişisel tarihlerinde ve bu günler bazen çok geride bazen de hemen dündedir.

    Boş ver Halat, boş ver… Hepimizin tarihinde cinai hayatlar, kan kırmızı zamanlar var… Ölenlerden, öldürülenlerden af dilemeyi boş ver sen. Onlar seni duymazlar, becerebiliyorsan eğer, sen kendinden özür dile, affedebilirsen, sen kendini affet.

    Bazılarımız hayatta sadece bir sırrı var kılmak için geliriz.

    Yaşamanın ilk şartı bir gün mutlaka ölmektir.

    Vicdan.. Tam kalbimizin altında duran bir organ.. Vicdan, bir bebeği ilk ağlatan, bir ölüyü son terk eden, vicdan..
  • 222 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
  • ‘’Zifiri bir halka idi toprak, yıldızlara sığınırdı bazen.’’

    Hiç kimse her daim kudretli yahut her daim naçar olamazdı.Yüksekten uçanların boyun eğdiği,alçaktan kanat çırpanların da şimşek hızıyla maviliklerde gözden kaybolduğu zamanlar muhakkak ki vardı.

    İnsanları uzaktan seyrederken, onlara her zamankinden yakın olabilirsin...

    Devir döndü;
    Zaman yine piç oldu

    Sen kendini küçük zannedersin. Halbuki en büyük alem sende toplanmıştır. Ebru bunu fısıldar bize. Bilir tek nokta, en ince fırçanın ucuyla suya bırakılan minnacık bir nokta, olur sana umman u derya. Yayılır, kıvrılır, lamelif misali dolanır. Katreyiz alemde, lakin unutma ki tek bir nokta Pinhan, tekmil sırları içinde barındırır.

    Gündüz ve gece, güneş ve ay ayrılmışlardı uçurumdan hudutlarla ve o, kah orada, kah burada, konargöçer, ölürdirilir umutlarla sırrını canından ala bilerek korumakta, ağyarın gözlerinden, yavuz dilden sakınarak yaşamakta ve deli gibi korkmakta idi uçurumun üzerinden her atlayışında. Ta ki o güne o mavilikle buluşana kadar.

    Görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. Çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. Görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. Güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. Lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın.
    ...
    Sade tırtıl ile kelebek değil elbet. Sakın ola horgörme Pinhan; canları horgörme. Bak bu gayb alemine, bir kendini gör. Bak kendine, cümle mahlukatın özünü gör. Devri tamam olan gelir, devri tamam olan gider. Gelen, gidende saklıdır; giden gelende saklı.

    İsim dediğin, Hz. Adem’den bu yana, kendini taşıyanı kah usul usul yoğurur, kah efsunlu iplerle sıkı sıkı bağlardı, isim dediğin yüksekte, uçanın belini bükecek, alçaktan geçenin başını doğrultacak; pervasıza perva, korkusuza korku katacak kadar kudretli idi.

    Katreyiz alemde, lakin, dilde derya olmuşuz.

    İsimler büyülüdür. Sade büyülü mü, isimler hem de büyücüdür. Bir isimle ol ismi taşıyan, evvela hemnam; bir zaman sonra hemsıfat ve hemmeşrep; derken hemdil, hemkadeh ve hemsohbet; en nihayetinde de hemsefer oluverirler. Sefer vakti kapıya dayandığında, yolcu yolunda, hancı hanında gerektir.

    O da bildiğini dilinden, gördüğünü gözlerinden sakınır, saklar. Sır vermez.

    Emanet dediğin bir vakit sonra geri alınır Pinhan. Hikaye dediğin emanet değildir. Demem o ki, sen daha hikayeni yasamadın Pinhan. Yüreğin daralmakta kaç zamandır bilirim. Kendine yollar, akacak mecralar aramaktasın onu da bilirim. Durri Baba'nin neden sana görünmediğini, neden böyle uzak durduğunu merak edersin, buna içten içe üzülürsün. Oysa bizler Durri Baba'yı her gün her gece görür; onunla uzun uzun sohbet eder, avuç dolusu güler, hüzünleniriz. Hikayelerimiz ortaktır, birdir. Biliriz. Hikayelerden alametler derleriz. Senin defterinse henüz bostur Pinhan, bos olduğunu bilirsin sen de. Doldurmaya gayret edersin. Lakin bunu yanlış yerde yaparsın. Burada yeni hikaye yazılmaz. Bizim nazarımızda zaten her hikaye, ta kalubeladan kalma eski bir hikayedir. Gel gör ki hikayesini yasamamış olanlar bunu bilmez, onlar yeni bir hikaye arar durur kendilerine. El değmemiş olsun, tadına bakılmamış olsun isterler. Çünkü bir olmayı değil, tek olmayı arzu ederler. Sana daha başka ne söylesem ki Pinhan? Bunları fehmeylemen icin yeni sandığını yasaman icap eder. Seninle burada ayrı düşer yollarımız. Elbet bir vakte kadar, o zaman yeniden kavuşur, kucaklaşırız.

    Hayalle hafıza ateşle su gibidir. Her biri ister ki bir tek kendi kalsın orta yerde, öteki kaybolsun. Hayal dediğin hafızayı boğmak, hafıza dediğin de hayali yakmak ister. Onlar didişirken, biz de deriz ki 'bu yaptığınız gaflettir. Zira sade bu demde değil başka başka demlerde yaşamışlığımız var. Aslında siz karındaşsınız.' O vakit anlar kavgayı keser. Anlarlar ki hatırlamak için hayal kurmaya, hayal edebilmek için de hatırlamaya muhtacız. Hikaye dediğin de budur zaten. Bu andır. İçinde geçmiş ve gelecek, hafıza ve hayal barınır. Her hikaye, ezeli evveli olmayan, alabildiğine hudutsuz bir andır. Ne başta, ne sonda; tam da ortadadır. O vakit hayal de hafıza da anlar ki hikayeler hep eskidir, aynıdır. Velhasıl bunca süslü kelime, bunca harf tek tek bir noktada saklıdır.

    Hikayeni yaşamadan özünü bulamazsın.

    Hiç kimse her daim kudretli yahut her daim naçer olamazdı, yüksekten uçanların boyun eğdiği, alçaktan kanat çırpanların da şimşek hızıyla maviliklerde gözden kaybolduğu zamanlar muhakkak ki vardır.

    İnsan bazen ağır ağır kademe kademe görür. Bir resmin eteklerindeki ayrıntılardan başlar görmeye ve orda burada yalpalayan kıvrılan bakışları usul usul varır resmin merkezine.

    Halka, bir nokta idi başlangıçta ne küçüktü ne büyük ne yerdeydi ne arşta çünkü sadece o vardı nokta dediğinse ısırılmamış, dişlenmemiş bir elma elma diri, elma sulu ve kan kırmızıydı ne zaman ki diş geçirildi elmaya ne zaman ki o kırmızı cevher oldu iki pare ben, sen davası çıktı ortaya ayrı düştük gayrı düştük vakit yitirmeden dönelim dersen sılaya bir iken çok olduk çok iken bir olalım dersen hatırla hafıza elmayı hikaye eder kuytularda kuytularda işimiz ne varalım dersen meydana varıp da konuşturalım dili olmayan kitabı
    bil ki dervişlik dediğin ne hırka dadır ne taçta
    inci sedef lalü gevher beri dursun nasılsa karışacak ten türaba
    yeter ki sen seni bil sen seni ne de olsa derya ummandır balığa
    kendinde gör on sekiz bin alemi feh-meylemekse maksadın bu isim badehu duralım dara vuslatın yolu nedir bir de biz bilelim dersen lüzum yoktur yola yordama ne kadar çok yürek varsa çarpan ne kadar çok gönül gözü varsa dost cemaline müptela o kadar çok yol yordam var demektir var kendin hesapla
    Kimileri hesap kimileri feryat ederken döner durur halka
    halka dediğin tepeden tırnağa aşktır orada yer yoktur gazaba ben dönerim o döner halka döner
    öyle bir halkadır ki bu kimsecikleri bırakmaz dışında haber salın börtü böceğe, kurda kuşa yedi iklim, köşe bucağa ve burnumuzun dibinde gizlenen kaf dağına kardeşiz cümle mahluka madem ki alem adem, adem de alem içindedir yetmiş iki millete bakarız aynı nazarla ballar balını bulmak için kol kola girip bir öne bir arkaya kovanı mızı yağma etmek için..

    "hu" çekmek her nefes alışta la-mekanı, bir-mekanı kah orada kah burada el, ayak, baş; suret ile kaş değil adem manaya derler
    mana ki noktada saklıdır nokta ki kadrince kadirdir ve dahi dört kitabın elifbası dır dervişlik davası güdene rıza lokmasını zoraki sin direne bir çift lafımız vardır. Hızlanır nokta Döner nokta bir feryat kopar bağrından kül oluruz yana yana ben sen gider
    Can canan gider aşık maşuk biter nokta halkaya devreder öyleyse ne başlangıç, ne son sadece bir orta nokta...
    adını ne koyarsan koy ister elma ister nokta ister hafıza ister halka...

    Kırılmamak için bükül Düz olmak için eğril. Dolmak için boşal, Parçalan ki yenilen Az şeye sahip olanlar Çoğa kavuşabilirler Çok şeyi olanların zihni karışır.

    Bir kalabalığa sığınıp yalnızlıktan sıyrılmak istediği için değil; yarattığı her korkuda, sebep olduğu her çığlıkta bozduğu her güzellikte, soldurduğu her gülümsemede aslolanın kendi yalnızlığı olduğunu kendine sade kendine ispat edebilmek için.

    Kıyamet dediysek, alevlerin meali herkes için bir olacak değil elbet. Malum ya, her yangın nice insanı inim inim inletirken, bir de bakmışsın ki kiminin de yüzünü güldürür. Belki de budur bu işlerin hikmeti. Ne safi kötülük, ne de safi iyilik. Ne de olsa, kötünün en okkalısı bile, bazı bazı, bazılarına, mucizevi bir merhem terkip eyleyip, cılk yaraları iyileştirir. İnanması ne denli zor olsa da, kiminin ruz-ı mahşeri, kiminin ruz-ı hızırı oluverir.
    Yaşlı kadın gerekli özeni gösterip onu kendine getirmiş: sonra da kendisine ‘’Neyin var oğlum?’’ Bu denli alt üst olacak ne gördün ki?’’ diye sormuş

    Emanet dediğin kutsaldır/ hem kutsal hem de nazlıdır/ kudreti kendinden menkul/ zehiri isminde saklıdır/ bir kez olsun bilinmese kadrin/ hemencecik küser, kırılır/ gider bir kuytuda soluklanır/ göz ister görmeye/ yürek ister geri getirmeye/ kaçmaya teşebbüs etmek nafiledir/ yol ister firar etmeye/ emanet kuytularda ilenirken/ korku salar üstümüze/ gece gündüz peşimizi bırakmazken/ sonumuzdan korkarız/ sonumuz olmasın diye diye/ böyle giderse/ zail olmaz kara bahtımız/ çünkü emanete hıyanet ten/ hayır gelmez kimseye/ kıssadan hisse/ şaşmaz hikmettir/ vicdan borcu para ile pul ile ödenmez/ hıyanet ki kuzu postunda kurttur/ evvel güler yüzüne/ sonra ciğerini söker/ pare pare/ felaket dediğin başlar o zaman/ başlar rüzgar gibi/ fırıldak gibi dönmeye/ cila çeker keyfine/ gene de bakılır bir çaresine/ şifasız hastalık yoktur bu alemde/ kefalettir felakete çare/ emanet ucuz bahaya gitmem der/ muntazır eder teşrifine/ ne zaman ki ödenir kefaret/ ne zaman ki sunulur gümüş bir tepsi içinde/ emanet der ki bağışladım/ ettiğiniz hıyaneti bağışladım.

    Geçmiş ve gelecek yoktu, İstanbul vardı, ölüm yoktu, yaşam yoktu, yalnızlık yoktu, ıssızlık yoktu, İstanbul vardı..

    Haram da/ helal de/ cennetin hurileri de/ nâr-ı cehennem de/ birdir bize/ cenneti cayır cayır yakmak/ cehennemin alevlerini söndürmektir gayemiz/ bize sade seni gerek seni/ kirpiğimizi kalem/ gözümüzü defter eylemişiz/ nefsimizi köreltip/ kimsenin ayıbını görmemişiz/ gönül yapmayı/ arş yapmaya bir tutup/ gönülden gönüle/ yollar kurmuşuz/ ten türap bir olunca/ her dem yeniden doğmuşuz Ne kabir azabı/ ne zebani zulmü/ o yardan ayrı düşmektir/ nazarımızda en dilhıraş acı/ ne dürülür amel defteri/ ne geçilir sırat köprüsü/ rahman ve rahim olandır o dostun ismi/ o sever/ o gözetir/ onun merhameti hudutsuzdur/ onun merhameti öfkesinden büyüktür

    "Ademde dahi dört od mevcuttur. Mide odu, şehvet odu, soğukluk odu ve muhabbet odu. Hem dünyada dahi dört od vardır. Taş odu, ağaç odu, yıldırım odu, Tamu odu. Nasıl ki yedi kat gök var; ten dahi yedi kattır. Et, kan, damar, sinir, süğük, ilik yedi kat göğe benzer.
    Hem dünyada ırmaklar var. Amma gözyaşı ırmaklara benzer. Ve hem dünyada dört türlü su var. Evvel safi; ikinci acı; üçüncü koyu; dördüncü yer suyu. Amma tende dahi var; evvel ağız suyu, tatlı...ikinci göz suyu acı...üçüncü kulak suyu...dördüncü burun suyu koyu...

    Ve hem dünyada bulutlar, yağmurlar var. Pes kaygu buluda, göz yaşı yağmura benzer. Ve hem artmak eksilmek var. Pes tende dahi kuvvet var. Kimi yerde kuvvet eksilir, kimi yerde artar."
    Hal böyle iken dört unsur var insanda. Safra dediğin ateştir; tabiatı sıcak ve kuru. Kan dedigin havadır; tabiatı sıcak ve rutubetli. Balgam dedigin sudur; tabiatı soğuk ve rutubetli. Sevda dediğinse topraktır; tabiatı soğuk ve kuru. Ola ki bu dördünden herhangi biri ötekilere galip gelirse, o vakit vücut hastalanır. Vücudun selameti için dördünün muhabbetlerinin aksamaması elzemdir. Aksamaması için de baş dediğin, iki de olsa tek de olsa aşkla yoğrulmalı, yaradandan ötürü yaradılanı sevmeyi bilmelidir.

    Biz nefsimizi silmekten değil bilmekten yanayız.

    Neden hayatta kalmak istemişlerdi ki onları var edenler, onlara hayat verenler olmayınca?

    Dağ, tepe/ bayır, ova/ su ve toprak/ ateş ve hava/ senin kokunla yoğrulmuş/ buram buram sen kokmakta/ her nefeste/ her iç çekişte/ ve her özlemde/ seni/ sade seni/ soluyorum/ senin karşında utanmaktan değil/ seni utandırmaktan/ korkuyorum/ öyle bir sapa yola/ soktun ki/ beni/ öyle bir yolda rehberlik ettin ki/ hep ışığı görmemek için/ görüp de/ gün ortasında çırılçıplak kalmamak için/ yalvardım durdum/ en nihayetinde/ dönüp dolaşıp vardığım yerde/ senden/ bir senden/ uzak düştüm/ ayrı düştüm/ belki de ilk kez/ o zaman bölündüm...
  • 232 syf.
    ·7 günde·Beğendi·7/10
  • "Korktuğunu belli edersen üstüne gelirler".

    Yarın sabah olmayacak,
    Şimdi söylemem gerek

    “Düşmanlık dolu bir dünyaydı bu.
    Niye bu kadar anlayışsızdı insanlar birbirlerine karşı?

    Bazı insanlar, bütün hayatlarını, sınırları aşma mücadelesi olarak geçirir

    O yapmacık neşeye, yapmacık içtenliğe katlanamıyordu.
  • 156 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
  • Sürdürebilmek ritmi kesmemektir.

    Daha ziyade aklım kendi koyduğum standartları sağlamaya odaklanır.

    Benim daha çok yalnızlığı seven bir karakterim vardır; Hayır, biraz daha net ifade edecek olursam, tek başına olmaktan pek bunalmayan bir karakterim vardır. Her gün bir iki saat hiç kimseyle konuşmadan koşsam da, dört beş saat masa başında sessiz sessiz çalışsam da bu beni ne bunaltır, ne de canım sıkılır. Gençlik yıllarımdan beri böyle bir eğilimim vardır. Birileriyle bir şeyler yapmaktansa, tek başıma sessizce kitap okumayı, kendimi vererek müzik dinlemeyi severim. Tek başına olduktan sonra yapacak bir şeyler bulmak konusunda sıkıntım yoktur.

    Yürekte açılan yaralar bir insanın bağımsızlığı karşılığında dünyaya ödemek zorunda olduğu çok doğal bir bedel.

    Fiziksel olarak temas etmediğim, elimle dokunamadığım sürece olguları net bir şekilde idrak edemeyen bir insanım. Hangi konuda olursa olsun, olguları ancak gözle görülebilir bir şekilde yakaladığımda ikna oluyorum.

    Bir şeyi ne pahasına olursun yapmaya karar verdiğimde kendimi o işe tamamen vermeyince rahat edemeyen bir karaktere sahibim.

    Fakat insan, ne kadar azimli ya da ne kadar yenilgiden nefret eden biri olsa da, kendi düşüncelerine uygun düşmeyen bir şeyi uzun süre sürdüremez. Diyelim ki sürdürebildi. Bu vücudunun kötü etkilenmesine yol açabilir.

    Okullarda bizim öğrendiğimiz en önemli şey, en önemli şeylerin okullarda öğrenilemeyeceği gerçeğidir.

    Sağlıklı bir özgüven ile sağlıksız bir kibri ayıran duvar çok incedir.

    Şuurunu kaybetmek üzere olan insanların hayalinden geçen çılgınca güzel şeyler, gerçek dünyanın hiçbir yerinde var olamaz.

    Yaşamımızın bir noktasında net sonuçlar istediğimizde, kapımızı çalan çoğu durumda elinde kötü haberle bir postacı oluyor.

    Gökyüzüne bakıyorum. Orada şefkatin kırıntılarına benzer bir şeyler görebilir miyim acaba? Hayır, göremiyorum. Büyük Okyanus üzerinde asılı gibi duran şekilsiz bulutlar görünüyor yalnızca. O bulutlar bana hiçbir şey söylemiyor. Bulutlar her zaman sessizdir.

    Kaç yaşına gelirsem geleyim yaşadığım müddetçe kendim dediğim insanla ilgili yeni keşiflerim oluyor işte. İnsan aynasının karşısında ne kadar uzun süre çırılçıplak dursa da kendi içini aynaya yansıtamaz.
79 okur puanı
12 Şub 2017 tarihinde katıldı.
2019
13/50
26%
13 kitap
3.466 sayfa
13 alıntı
8 günde 1 kitap okumalı.

Okuduğu kitaplar 237 kitap

  • Beş Sevim Apartmanı - Rüya Tabirli Cinperi Yalanları
  • Ankara
  • Kırmızı Zaman
  • Pinhan
  • Arafat'ta Bir Çocuk
  • Koşmasaydım Yazamazdım
  • Sonsuz Panayır
  • Bakele
  • Yaseminler Tüter mi, Hâlâ?
  • Medet

Kütüphanesindekiler 234 kitap

  • Beş Sevim Apartmanı - Rüya Tabirli Cinperi Yalanları
  • Kırmızı Zaman
  • Pinhan
  • Arafat'ta Bir Çocuk
  • Koşmasaydım Yazamazdım
  • Sonsuz Panayır
  • Bakele
  • Yaseminler Tüter mi, Hâlâ?
  • Medet
  • Kodeks 632

Beğendiği kitaplar 234 kitap

  • Beş Sevim Apartmanı - Rüya Tabirli Cinperi Yalanları
  • Kırmızı Zaman
  • Pinhan
  • Arafat'ta Bir Çocuk
  • Koşmasaydım Yazamazdım
  • Sonsuz Panayır
  • Bakele
  • Yaseminler Tüter mi, Hâlâ?
  • Medet
  • Kodeks 632