Burak profil resmi
113 okur puanı
12 Şub 2017 tarihinde katıldı.
  • Yani şu sözüm ona insan toplumundaki ikiyüzlülerden nasıl uzak duracağını öğrenmişti.

    İnsan kendisine inanan birini bulmazsa bu dünyada asla bir şey başaramaz.

    Hayatın ne kadar berbatsa gerçeğe varoluşun o sert özüne o kadar yakınsındır.

    Ama hayat yaşayanlar içindi ne de olsa değil mi?
    Hayatı satın alamazdınız, bir kez ölümü kapınızda bulunca topla tüfekle de savunsanız o kapının açılmasını engelleyemezdiniz.

    İşte başlıyor her şey siliniyor, birer birer yok oluyor, geriye kalanlar yalnızca tuhaf olanlar, benim umduklarım değil de çok eskiden yaşadığım ufacık şeyler ama korktuğumu sanma. Böyle erken ayrıldığım için biraz üzgünüm belki, biraz keyfim kaçtı ama sandığım gibi elim ayağıma dolaşmadı. Bohçanı topla dostum, yollarımız az sonra ayrılacak, geri dönüşü de yok bu işin. Beni anlıyor musun Kemik Bey?

    İnsan ruhu yavandır, ve çoğu kez, toprak altındaki en basit bir solucan bile kendine bakmayı bizden daha iyi bilir.

    Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmenin hayalini. Ruhun kasvetli, karanlık kuytularına biraz olsun güzellik katmak istedim. Bunu bir ekmek kızartıcısıyla yapabilirsin, nasıl yaptığın hiç önemli değil. Dünyayı bulduğundan daha iyi bir durumda bırakmak. İnsanın elinden gelecek en iyi şey budur.

    Böyle bata çıka yürümenin ne gereği var, diyorsundur sen şimdi kendi kendine; böyle sağa sola devrilmek, toz toprağın içinde yuvarlanmak sonunda mahvolacağını bilip de ömür boyu yerlerde sürünmek ne için? Sormakta haklısın bu soruları. Ben de kendime sordum kaç kez bunları, bulduğum tek yanıt da hiçbir şeye yanıt vermeyen bir yanıt oldu. Çünkü ben böyle olmasını istedim. Çünkü başka seçeneğim yoktu. Çünkü bu gibi soruların yanıtları yoktu.

    Soluk alabilmem için birkaç dakika gerekli bana. Sonra göreceğiz bakalım. Ya da görmeyeceğiz. Görmezsek eğer, o zaman her yanımız karanlık olacak. Gözün göremediği her yer karanlık olacak. Hatta ta denize kadar kararacak her yer, hiçbir şey bulunmayan ve asla da bulunmayacak olan tuzlu derinliklere kadar kararacak. Yalnız ben olacağım orada. Bensizlik olacak. Sonsuzluk olacak.

    Büyük işler inatçlıktan doğar.

    İnsanlar iyi niyetlerini gösterinceye kadar onlardan her türlü kötülüğü beklemeliyim.

    Eğer kendinizi güven içinde hissetmiyorsanız, sığındığınız yerde istenmeyen kişi olarak görülüyorsanız, yuva denilen şey neye yarardı?

    Dünya öylesine mucizelerle doluydu ki insan gününü yanlış şeyleri dert etmekle geçiriyorsa acınacak bir durumda demekti.

    Bir kez bu sistemin işleyişine alıştınız mı, gün boyu bir tel örgüye bağlı olmanız artık önemini yitiriyordu.
  • 165 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
  • Sırlarımı söyledim dağlara dumanlara, ben yazarken ağladım, okurken de sen ağla..

    Bakanlık 657’lilerin kabristanıydı zaten, çoğumuz devletin sigortalı ölüleriydik.

    Şunu biliyorum ki bu dünya da eğer annen yoksa, anne olabilecek herkes ve her şey senin annen olsun istiyorsun.

    Allah üzecek olana anne veriyor, üzmeyecek olana vermiyor ne garip.

    Görünmez bir defter vardır babaların elinde, başkalarının sözüyle kapandığı çok olmuştur.

    Bazı geceler dümen gibidir, saatler sabaha ulaşırken öyle bir döner ki bütün hayatın seyri değişir, bambaşka bir yere kırar kaderi.

    Her şey insana yazılıyor diye düşündü ama bazen ulaşmıyor, bilmediğimiz nedenlerle dolaşıp duruyor hayatın içinde. Bazen yanından geçiyor insan yazgısının bazen elinden tutuyor ama bunun kaderi olduğunu anlamıyor. Tam yakalayacak gibi oluyor ama uçup gidiyor. Sonra bir gün, hiç hesapta yokken hiç beklemezken, başka alemlerdeki seyrini tamamlıyor senin olan şey, çıkıp geliyor ve seni buluyor…

    Fakirlik ve ucuzluk aynı şey; biri insana biri eşyaya mahsus; ikisi de sevilmiyor, ikisinde de tüm samimiyetine rağmen değersizleşiyorsun.

    Anladım ki insanın en büyük düşmanı malıdır.

    Öyle bir karanlık k öldüm diyorum yahu, daha ne diyeyim?

    Her nefes alışımda bir iğne battı kumaşın üzerine, her nefes verişimde bir iğne çıktı üzerimden. Acımı ince bir işçilikle tek tek nakış nakış, sabırla işledim, kanayan güller mi bitmedi üzerinde, kurumuş çiçekler mi, solmuş menekşe, dağılmış laleler, perişan bahçeler mi hiç bilemedim. Gün gelip bitecek. İpek de olsa, çuval da olsa her kumaş bitiyor sonunda bir gün. Batacak tek bir noktası kalmayana kadar işledim yokluğunu. O gün geldiğimde, iğnemi sıkıca tutup var gücümle çektim, ipin düğümsüz ucu kayıp gitti kumaşın üzerinde.

    Neden? Sorusuna verebilecek bir cevap işledim şimdi sana, kocaman bir HİÇ yazıyor yeni hayatımda.

    İnsan tükenir, doğduğu andan ölümüne kadar büyüyor, gelişiyor, yaşlanıyor gibi görünse de içten içe tükenir.

    Hani kalbi yerinden çıkıp nefesi nefesi kesildiğinde o an, hani gözyaşlarıyla sulamaya başladığında bundan sonra kasımpatıları… Oradaydı hep pencerenin pervazı..

    Sen de onun canını yak, intikam taş atana taş atmak değil, taş atanı unutmak atılan taşı saklamaktı benim dünyamda, öyle yaptım. Göğsümün ortasına, kalbimin durgun sularına atılmış o taşı, hayali bir yakut gibi boynuma taktım. Üzerine tırnağımla iki çift laf kazıdım. Güneşe doğru tutunca daha net okunuyor. Güvendiğiniz dağlara kar yağdığında üzülmeyin. Kıç üstü oturun ve sessizce aşağı doğru kayın. Baharı görene kadar…

    Morg neden tek heceli bir kelime, o gün anladım. İki heceli olsa çıkmaz insanın ağzından. Bir kere söylüyorsun boğazına takılıyor, sonunu duymuyorsun.

    “Geçtiğimiz kırk gün bana aynı yalanı söylediler. Dediler ki sevdiğin ölünce kırk mum yanar, her gün biri söner, biri bekler. O tek mum ebediyen yanar, acını o tek mum tutar. Ben buna inandım. Hayalimde otuz dokuz mum söndürdüm her gece üfleyerek, içimdeki cılız nefeslerle. Göğsümdeki sızı hafifler, kalbim tekrar toplanır, ciğerime derin bir nefes girer diye kırk gün bekledim. Sabah uyandım kendimi yokladım. Öğlen tekrar baktım. Kırkıncı ikindiyi beklerken kırkikindi yağmurları boşandı gözlerimden. Gecesini bekledim ve de gece yarısını. Hiçbir şey olmadı. Yalanınız batsın dedim. İçimde tek bir mum kalacaktı hani; peki ne, bu yürekteki bin dönümlük orman yangını?”
  • 168 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
  • ''Gelene ağam, gidene paşam.''
  • 352 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
  • Güzel uyandırılmak insan hakkıdır yazın bir kenara.

    “Aynı kişi olmanı bekliyorlar: Aynı düşman. Aynı sevgili. Aynı çocuk. Aynı yazar. Aynı esnaf. Aynı isyancı. Aynı çizer. Aynı arkadaş. Aynı amatör. Aynı tanıdık. Aynı yabancı... Seni ‘öyle’ tanımış olanlar, seni hep ‘öyle’ görmek istiyor: Halbuki eski düşmanların bile en temel stratejik hatasıdır ‘seni hâlâ o kişi sanmaları’.”


    İnsan en sevdiklerinden birini bile toprak altına göndermişse; mezarlıklar, gözüne ev gibi görünür artık: Eskisi gibi tedirgin olmaz oralara giderken.

    Yaşadığım çok kötü günler, yaşadığım anlardaki yoğunluğunu yitirdi, yaşadığım iyi günleri de unutmuşum, sonuç: anlamsız bir ortalama.

    Heves, senin ya da ülkenin en zor gününde dahi, bir gece yarısı demlemeye karar verdiğin çay değil mi?

    Satın alınan şeyler sana iyi deneyim ve anı sunamıyorsa, örneğin bir dostun, bir seyahatin veya sabaha kadar süren bir konuşmanın benzersiz hazzını veremiyorsa.. bu anlamsız ortalamada mülkiyetin belirleyici bir hükmü yok. En değerli şeylerin anıların, deneyimlerin ve insanların..

    . İşte bu heves dediğim, tüm bu maruz kaldığın karanlık eylemlere, bilerek ya da bilmeyerek meydan okuman, varlığının en güzel yanını her türlü yargıya rağmen ortaya koyman ve senin türlü türlü kusurunu arayanların bile her türlü kusurunu affetmeye karar vererek, yaşamaya daha kuvvetli tutunmaya çalışman demek değil mi? Çıkıp sokaklara, bağırmalı “Heves” diye: Tavanlara, duvarlara, tapınaklara yazılmalı; avuç içlerine, akıllara, defterlere, barikatlara, gönüllere.

    Çünkü gözleri parlayan insanın yaşı olmaz.

    Tercihin teslim olunca bilirsin ki, daha uzun olan o yol, manzarası daima güzel olandır..

    Geçtiğin her yolun toplamı sensin, geçeceğin her yol da sana benzeyecek, coğrafya dediğin kader değil, karardır, bu demde karar senindir.

    Benim işim insanı tanımak ve bazı insanlardan özenle kaçmak.

    Bir gün herkes intihar edemiyor olmanın, intihar etmekten çok daha zor bir şey olduğunu anlayacak.

    Anlaman gerekir ki sen aslında olmayan ama var zannettiğin bir hayalsin, akıl edip bunu anladığın ve bu ben değilim bu benden başkasıdır dediğin ne varsa hayaldir, hatta senin kendi başına bağımsız olarak düşündüğün hayal ettiğin şeylerin yaratılmışların tümü hayal içinde hayaldir..

    My workplace is my mind.

    İki gün sonra öleceğini bilip de aynı gün içinde bin kere ölmenin lüzumu yok. Bize surat astıran şey ne o vakit? Nedir insanların sanki en sevdikleri ölmüşçesine memnuniyetsiz kılan birbirine düşüren kırdıran boğaz boğaza getiren harlı ateş..kılıçbalığını boydan boya yutmuşa benzeyen bu hazımsız suratlar neden? Nedir bu gümbürtü? Bu çıngar! Bu saçmalar saçması patırtı neyin nesi?

    Aynı yerde kaldıkça nesneler ve insanlar yozlaşır, çürür ve leş gibi kokar.

    En sevdiğin insanı kaybettikten sonra ben halen alışamadım desen bile tüm bunlara alışman için elinden geleni yapan bir düzen, seni elinden kolundan tuta tuta o düzenin bir parçası haline getiriyor, alışıyorsun.

    Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa, yerini değiştir, sen ağaç değilsin.

    Ben yoğun floresan lamba olarak tabir edilen o beyaz ve doğrudan ışığa tahammülsüz biriyim, dayanamıyorum, başıma ağrılar giriyor, öyle ki neye alerjin var diye sorulsa, beyaz ışık alerjisi derim.

    Dinle beni canı sıkkın. Canını sıkma. Tetikte ol ama sakin dur. Bak göğsüne. Bu da geçecek. İçine en ferahından binbir nefes dolsun bu gece.

    Münzevi olmayacaksın müsterih olacaksın..

    Hayatta insanlara karşı ‘’sıcak ama mesafeli’’ bir yerde durmanın sonsuz faydalarına inanıyorum, otlara çıplak ayakla basmak bile bazı insanlardan daha iyi gelebilir, insanın sakince ve kendi halindeki bir başıbozuk olarak hayatta ilerlemesinin kendi kalbinin ve varoluşunun selameti açısından hayati olduğunu düşünenlerdenim.

    Ben Adolf Hitler miyim ki ilkbaharda kafama sıkayım? Sıkmam.

    Her insan içinde iki varlık barındırır, biri karanlıkta uyanık, öbürü ışıkta uyuyan.

    İyi insan gülüşünü sevdiğimiz kişidir..

    Sıfatları kaldırırsan geriye gerçekler kalır.

    "Hatırlıyorum; yarının tüm felâketlerini ve tüm güzelliklerini, nefes nefese ve gündüz-gece… Sazdan kulübesinde ağlayacakları, güneyden kuzeye üfleyecekleri, o hiç dinmeyecekmiş gibi inecek kışları; bir tahtalı güvercinin gagasından düşmüş o zeytinin çekirdeğiymişim gibi hatırlıyorum.
    zarif davrandığımız için zayıf sayılacağımızı zayıf olmadığımız için zarif davranacağımızı..


    Biz yetişkinler, Türkçedeki ‘amatör’ kelimesini beceriksiz manasında kullanmaya bayılırız: Halbuki amatör kelimesi ‘amare’ (sevmek) fiilinden türemiştir ve Latincede ‘amātor’ demek, ‘sevgili’ demektir. (Dişiyse ‘amātrix’ oluyor.) Aslen, bir şeyi aşkla yapan, ‘seven’ kişidir amatör


    eli eline yanlışlıkla değdiğinde bile gizliden gizliye gülümsemecilik… pikeye sarılıp da uyumacılık, sabahlayarak yaşamacılık, rock’n roll sevişmeler… desibeli hesaplanmamış gülüşler… tek başına sinemaya gitmecilik… omuzla boyun kesimindeki öpüş… bir güneşlenip bir bulutlananlar… kendine ait bir odayı hürriyetin olmazsa olmazı olarak görenler… buluğ çağı iştahıyla yavaş yavaş acele edenler, devrime hazır kaplumbağalar… kendi koku haritasını çıkartanlar, baharın ta kendisi olanlar, çiçekleri yemek isteyenler… sevmek için güzel bahaneler uydurmayı sevenler…

    Yaşam Hıdırellez’de dibine dilek kağıtları gömdüğün o gülde saklı, o gülün ince gölgesinde bahşedilene mutlaka inan..

    İnsan babası hayattayken sanki tüm babalar hayattaymış gibi bir yanılgıya babası öldüğündeyse sanki sadece kendi babası ölmüş gibi küskünlüğe meyildir..

    Artık iyi biliyordum, ev insanın kalbinin bıraktığı yerdir.

    Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum, babalar ölür, yıkılırsın, babam öldü yıkılmıştım..
    Belki şaşkın olacaktır sonrası, geriye süveyda kalacaktır baki, muhakkak gözlerde yaş, kalplerdeyse gök gürültüsü..

    "İnsan en sevdiğini kaybedince,zamanla toparlanmaya çalışsa da;ölüme Epikurosçu bir yerden baksa da;içinde sönmek bilmeyen o bir tek mumun alev alev yanmakta olduğunu hissetmeye her an devam ediyor.O yangını bastıramıyorsun. Birini çok sevmişsen,-istediğin kadar korkularıyla yüzleşmekten korkmayan biri ol- zamanla en büyük korkun,o insanı kaybetmek oluyor:Korktuğun felaket bir gün başına geldiğindeyse,-üçüncü bir gözün açılmış gibi-başka bir insana dönüşüyorsun." Artık iyi biliyorsun ki bütün babalar ölüyor.
  • 368 syf.
    ·28 günde·Beğendi·8/10
  • Gözümde tüten ne şehirler, ne insanlar, ne de kırlar ve ormanlardı. Açık denizleri, etrafında duvar olmayan, uçsuz bucaksız yerleri arıyordum, ama ruhumuz böyle gökyüzlerinde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor..

    Bu dünya böyledir işte, kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır, kimi adı katile çıktı diye adam öldürür...

    Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. "Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?" diyorlar. "Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?"
    Hiç olmaz olur mu? Arayıp, bulup görmek lazım. Bunun için de kenarı köşeyi araştırmak istemez. Her şey apaçık ortada, göz önünde. Sade güler yüzlü, bahtiyar insanlar değil, bahtiyar köpekler bile var. Bende karar verdim, bu sefer açlıktan, ızdıraptan, nefretten değil... rahattan,tokluktan, sevgiden bahsedeceğim.

    Bir daha öyle demin konuştuğun gibi konuşma... bizim elimize geçen her yer neden böyle olsun? Burası bizim elimize geçti mi ki? Merak etme, milletin eline bir şey geçmedi; ovalar, dağlar üç beş fırsat düşkünün eline toplandı. İşte o kadar...

    kendi içimizde kendimize dair bilmediğimiz o kadar çok şey var ki...

    başka bir insanın zayıf kaldığı yerde kendimizin kuvvetli kaldığımızı bilmek gurur verici bir şey...

    ben onların insanlıktan uzaklaşmış, hayvanlıktan vahşilikten bile daha ürkütücü bir hal almış olan hareketlerinde, yüzlerinde sözlerinde şu her şeyi iyi ve güzel bir ahenge götürmeye çalışan tabiatın bir eserini bir izini arardım, onlara hiçbir zaman kızamıyor, onlardan nefret etmiyor, sadece zavallılıklarına daha doğrusu insanlığın bu kadar tiksinecek hale gelmesine acıyordum.

    Düşünün bir insanın celladına gülümsemesi, kendi yumuşaklığı ile onu yumuşatabileceğini sanması kadar gülünç adi bir şey olur mu?

    ''Sus'' demiş, ''ondan talihli insan var mı?'' Asıl bahtiyar bir ömür boyunca hasretini çektiği şeye kavuşan değil ona erişeceğini anladığı anda, saadetinin en yüksek noktasında bir ''Ah'' diyerek düşüp ölebilendir.

    ''sakın tepemize bir sırça köşk kurmayınız, ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın, en heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter...
  • 141 syf.
    ·28 günde·Beğendi·10/10
113 okur puanı
12 Şub 2017 tarihinde katıldı.
2020
29/80
37%
29 kitap
7,4bin sayfa
2 inceleme
30 alıntı
Her gün 1 kitap okumalı.

Okuduğu kitaplar 298 kitap

  • Timbuktu
  • Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu
  • Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda
  • Babam Beni Şahdamarımdan Öptü
  • Sırça Köşk
  • Canım Aliye, Ruhum Filiz
  • Doğum Günü Kızı
  • Fırın Saldırısı
  • Uyku
  • Tuhaf Kütüphane

Okuyacağı kitaplar 8 kitap

  • Kya'nın Şarkı Söylediği Yer
  • Erik Ağacı
  • Patlayan Kuyrukluyıldızlar - Ekspresyonist Öyküler
  • Onca Yoksulluk Varken
  • Gece
  • Sevgili Arsız Ölüm
  • Koğuş
  • Mayta'nın Öyküsü

Kütüphanesindekiler 294 kitap

  • Timbuktu
  • Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu
  • Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda
  • Babam Beni Şahdamarımdan Öptü
  • Sırça Köşk
  • Canım Aliye, Ruhum Filiz
  • Doğum Günü Kızı
  • Fırın Saldırısı
  • Uyku
  • Tuhaf Kütüphane

Beğendiği kitaplar 292 kitap

  • Timbuktu
  • Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu
  • Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda
  • Babam Beni Şahdamarımdan Öptü
  • Sırça Köşk
  • Canım Aliye, Ruhum Filiz
  • Doğum Günü Kızı
  • Fırın Saldırısı
  • Uyku
  • Tuhaf Kütüphane

Beğendiği yazarlar 2 kitap

  • Orhan Pamuk
  • Fyodor Mihayloviç Dostoyevski