Beni Bekleyen Bir Dağ Biliyorum farklı bir eser, kitap baştan sona metaforlar üzerinden akıyor: bizi beklediği söylenen o dağ, yalnızca fiziksel bir engel değil; kişinin yüzleşmekten kaçındığı korkuların, ertelenmiş hesaplaşmaların ve olgunlaşmanın belirtileri ile bu metaforlar kitabın sonuna kadar devam ediyor.
Yazarın sade bir anlatımı var fakat cümlelerin yoğun anlamlar içerdiğini söyleyebilirim. Hikaye anlatımının biraz daha arka planda kaldığı bu kitapta, bizlerdeki o sabrediş, kendini tanıma ve süreç sonundaki kabullenmeyi başarılı olarak aktarmış aslında.
Spoiler Alert- Hikayede, iki baş karakter Saray ve Aydın’ın birbirlerine olan aşklarının bir nehrin gözünden nasıl aktarıldığını okuyor olacaksınız. Bu yönden bir aşk hikayesi de sayılabilir. Başka duyguların işin içine girmesiyle olayların farklı bir yöne evrilmesi kitabın sürprizi oldu benim için.
Benim çok beğendiğim bölümler ise Aras ve Amstel nehirlerinin kendi gözlerinden aktarılan bölümler oldu.Aras biraz daha geçmiş, içe kapanıklık, aidiyet duygularının ağır bastığı, doğa ile daha iç içe kalan bir temsil iken, Amstel’in yabancılaşan mekanda, şimdiye dair, kim olduğuna dair, modern şehir yaşamının acımasızlığına dair yaptığı betimlemeler etkileyici oldu. İçsel kopukluğu, yalnızlığı, kalabalıklar içinde tek başına olma halini, kimlik sorgulamasını o kadar net veriyor ki durup bir kere düşünme ihtiyacı hissediyorsunuz.
Kitabın sonlarına doğru bu iki nehir arasından bizi bekleyen dağa doğru ilerliyoruz aslında. Nehirler birer eşik mekândır, dağ, bu iki deneyimin ardından yüzleşilecek son duraktır diyerek sonlanıyor hikaye.