Sonra Gözler Görür, karakterlerin yaşadıkları deneyimler, insanın önyargıları, vicdanı, sorumlulukları ve başkalarıyla kurduğu ilişkiler üzerinden anlam kazanıyor.. Yazar da sade ve akıcı bir dil kullanarak bunu kolay bir şekilde takip etmemize yardımcı oluyor. Kitap, çevremize daha dikkatli bakmayı ve olayları farklı açılardan değerlendirmeyi ön plana çıkaran bir polisiye diyebilirim.
Kitaptan spoilersız ufaktan bahsedecek olursam; Başkahraman Ezgi Sezgin, ünlü bir gazeteci. İstanbul’daki işini ve evliliğini kaybedince, 17 yaşındaki oğluyla birlikte doğup büyüdüğü, gençliğinde kaçıp gittiği Yenikent'e geri döner. Yerel bir gazetede çalışmaya başlar başlamaz, şehirde sansasyonel bir cinayet işlenir (Sedef adlı bir kadının öldürülmesi). Ezgi'nin liseden eski arkadaşları – Mert (eski aşkı), Orhan (komiser), Mercan, Cüneyt ve diğerleri – bu cinayetin ortasında kalır. Olaylar hızla karmaşıklaşır; aşk, kıskançlık, eski dostluklar, siyasi entrikalar, ticaret ve adalet sistemi iç içe geçer. Görünüşte basit bir cinayet, aslında küçük bir taşra şehrindeki güç mücadelelerini ve geçmiş hesaplaşmaları ortaya çıkarır.
[Spoiler} Sonra Gözler Görür’ün, duygusal anlamda eksikliklerinin olduğunu düşünüyorum. Batu’nun kaçırılması nedense bende üzüntü ya da endişeye neden olmadı. Ezgi’nin aynı şekilde Mert’i çok sevdiğini hiçbir zaman düşünmedim. Duygusal derinliği bir okur olarak daha net ve derin hissetmek isterdim sanırım.
Favori karakterim Sabri oldu. Onun sabırsız ve hiçbir şeyi önemsemeyen tavrını sevdim.