‘‘Sonra her şey karardı; beyaz karyolası ve etrafında gezinen belirsiz yüzler ve sütün sıcak, hoş kokusu, hep birlikte zihninden uçup gitti."..
Bu son paragraf insanın boğazında bir yumru bırakıyor, o boğazdaki yumru tam da Fitzgerald’ın istediği yerde duruyor sanki, ve kendisi bunu çok iyi başarmış.
Film nedeniyle hemen hemen herkesin aşina olduğu Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi kısa ama bir o kadar da çarpıcıydı. Bu kısa hikaye trajik bir konuyu ele alıyor, ağlatmıyor ama ister istemez şöyle bir çökertiyor. Ne kadar marjinal olursa olsun, bir insan hayatında önemli olanın geçen zaman değil de, aklımızda kalanlar olduğunu hatırlatıyor ve şunu bize bırakıyor; kurduğumuz bağlar neticesinde kaybettiğimiz insanlar... İşte acı gerçek: Benjamin gibi sona yaklaşırken, her şey kararırken yani bunlar geçecekmiş gibi gözlerimizin önünden..
İleri ya da geri ne fark eder, sonunda kelimeler gider, yüzler silinir, geriye sadece, hayatın kendisine atılmış sessiz bir imza kalır.