Burak

Burak
@guesswhosback
why do we fall, Bruce?
8/10
·184 syf.·
2026 4. kitabı
Oldukça besleyiciydi. Bu kitapta Eriş, kelimelerin ve kavramların tarih içindeki yolculuğunu anlatıyor. Yani bir kelimenin bugün kullandığımız anlamına nasıl geldiğini, hangi dillerden geçtiğini, kültürler arası dolaşırken nasıl değiştiğini inceliyor ve gerçekten hiç sıkılmadığımı söylemek isterim. Akademik bir dil yerine daha sohbet havasında, merak uyandıran bir üslupla yazılmış. Yani dilbilim kitabı gibi ağır değil. Sık sık altını çizdiği konu da dilin sandığımızdan çok daha hareketli bir yapı olduğuydu. Kelimeler göç ediyor, anlam değiştiriyor, bazen daralıyor bazen genişliyor. Bir kelimeyi kullandığımızda aslında farkında olmadan yüzyıllık bir tarih de taşımış oluyoruz diyor. Kitapta: • Türkçedeki bazı kelimelerin kökenleri • Batı dillerinden gelen kavramların serüveni • Aynı kökten çıkıp farklı anlamlara evrilen sözcükler • Kültür, tarih ve dil arasındaki ilişki gibi konular ele alınıyor. İlginizi çekerse tavsiye ederim.
Babil Kulesi KitabıMahir Ünsal Eriş · Kafka Yayınevi · 2023207 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sonunda dünya yok olduğunda, kim olduğumuzu bilen tek bir şiir, bizi var eden tek bir atom bile kalmadığında on iki milyar yıl sonra. Evren sessizce dağılıp gittiğinde ve onunla birlikte akılda kalan son sorular da hiç var olmamış olacak artık var olmayan dünya.. Her ailenin böyle hikayeleri vardır. Aileleri aile yapan ortak anılardır. Tekrar tekrar anlatılan hikayeler, bir Noel akşamı yapılan berbat bir kızartmanın bir tatil yerine gitmeyi epeydir isterken sapılan yanlış yolların aksiliklerin ve sakarlıkların hikayeleri gülmekten gözleri hala yaşartabilir. İnsanın yuvasını düşünürken aklıma gelen hikayeler. Ah bırakın yaşayalım hayatı, çünkü her gün yeni bir gün, ah erkenden koparmayalım, hayatta olan hiç kimseyi, ah erkenden koparmayalım, hayatta olan hiç kimseyi. Dışarıdan güzel görünüyor ama içeriye adımımı attığım anda önümde karanlık bir labirent uzanıyor. Çıkışı yok. Tarihten ders aldık. Bu gezegendeki diğer tüm milletlerden daha iyi olduğumuz bir şey varsa o da budur. Etrafımızı saran sessizliğe ve anlam veremediğimiz hikayelere alıştık. Ne zaman daha fazla soru sormamamız gerektiğini biliyorduk, öncesinde ya da sonrasında bir gariplik olsa bile. Farkında bile değildik. Bir şeyi tam anlayamadan ilgimizi yitiriyor, kafamızdaki boşlukları kendimiz dolduruyorduk. Sahip olduklarımı kaybetmek istemiyorum ama olduğum yerde kalmak istemiyorum, ama sevdiklerimi terk etmek istemiyorum, ama bildiklerimi tekrar görmek istemiyorum, ama yaşadığım yerde ölmek istemiyorum, ama öleceğim yere gitmek istemiyorum, kalmak istiyorum, hiç olmadığım bir yerde. Kendinden kaçmanın güzel bir yolu. Kabuslardan anı selinden ve daima suçluluk duygusunun denizine dökülen huzursuz düşüncelerden kaçmanın. Adasız, karasız kurtarıcı bir kıyısı olmayan karanlık bir su. Evren gibi sonsuz
8/10
·332 syf.·
2026 2. kitabı
Mutluluk İhtimali, Doğu Almanya’da (DDR) Berlin Duvarı yıkılmadan kısa süre önce doğan Stine’in gözünden üç kuşaklık aile hikâyesi. Anne-baba, büyükanne-büyükbaba derken, Nazi geçmişinden GDR rejimine, birleşme sonrası kapitalizmin yarattığı kimlik enkazına kadar her şeyden bahsediliyor kitapta. Ağır, depresif ve ciddi bir kitap. Sindirerek okumakta fayda var. Gerçekten geçmişten kurtulabilir miyiz, yoksa onu sadece başka bir isimle mi yaşamaya devam ederiz? Romanın en güçlü yanı, politik olanı kişisel olanın içine dahiyane bir şekilde yerleştirmesi. Büyük tarih anlatılarının (İkinci Dünya Savaşı, Nazi Almanyası, Berlin duvarı, Sosyalizmin Berlin’deki etkileri..) arasında kaybolan çocukluk, ebeveynlik, suçluluk ve suskunluk duyguları çok sade ama derin bir dille aktarılıyor. Evet ağır ağır ilerliyor ama her paragrafta düşündüren bir kitap aynı zamanda. Gürültülü değil; tam tersine sessiz ve içe işleyen bir anlatımı var. Özellikle kuşak travmaları ve kolektif hafıza üzerine okumayı sevenler için etkileyici bence. Bir de kitapta; Doğu Almanya’da büyüyen bir kuşağın travmalarının ve bastırılmış geçmişlerinin Batı Almanya’da büyüyen çocuklara göre daha yoğun olduğunu öğrendim. Berlin Duvarı’nın yıkılması her şeyi “özgürleştirmiş” gibi görünse de aslında farklı bir bakışla, geçmişin gölgelerinin, o insanların hayatlarında yaşamaya devam ediyormuş. Hafif spoiler; küvet bölümünü okurken tüylerim ürperdi, üzüldüm ve o bölümün üzerine çok düşündüm. Anne Rabe burada aile içi şiddeti, annenin sadistçe cezalandırma yöntemlerini ve çocuğun çaresizliğini öyle çıplak, öyle detaylı anlatıyor ki, "bu gerçekten yaşanmış mı?" diye bir sorguladım kendimi ve sonra zaten kitabın otobiyografik özellikler taşıdığını hatırladım. O bölümden biraz bahsetmek istiyorum kabaca şöyle: Stine ve
Mutluluk İhtimaliAnne Rabe · Livera Yayınevi · 2025105 okunma
Bir kadın için fazla zekiydi, üstelik dik başlı ve sabit fikirliydi… Neyse ki kötü bir örnek teşkil etmeden evvel evlendirildi . Çok duygusal olduklarını da dile getirmiş miydim? İşte kadınların sorunu bu: Daima çok ileri gidiyorlar . Kadınlar bir türlü olgun davranamıyorlardı; hercai kelebekler gibi oradan oraya uçuyor, çocukluktan kurtulamıyorlardı.
8/10
·128 syf.·
2026 3. kitabı
Oldukça komik ve sarkastik bir kitap bitirdim. Kadınların Nesi Var?, İngiliz yazar ve çizer Jacky Fleming’in mizahi amaçla yazdığı ince ama etkisi büyük bir kitap. Bu kitapta Fleming, tarih boyunca erkek düşünürlerin kadınlar hakkında ortaya attığı “bilimsel” iddiaları ti’ye alıyor diyebiliriz aslında. Kitaptaki çizimler harika, mizah oldukça keskin ve oldukça dokundurucu şekilde de aktarılmış. Yüzyıllarca kadınların geri bırakılmasının sebebinin “yetersizlik” değil, sistematik olarak dışlanmaları olduğunu açıkça ortaya koyuyor Jack Fleming ve ayrıca cesurca şunu ima ediyor; meğer mesele yetersizlik değil, engellenmekmiş.
Kadınların Nesi Var?Jacky Fleming · Desen Yayınları · 2017681 okunma