Gürkan Gültekin

Gürkan Gültekin
@guitarist_reader
izmir
izmir
17 okur puanı
Şubat 2025 tarihinde katıldı
Puan vermedi·50 syf.··
2025 148. kitabı
Psikolojik novellaların ustası Zweig, bu eserinde mecburiyet duygusunun içsel ve dışsal katmanlarını gözler önüne sererken okuru mecburiyetin asıl kaynağının nerede olduğunu sorgulamaya zorluyor. Yazarın birçok eserinde olduğu üzere savaş ortamında geçen bu hikayede, Dostoyevski'de olduğu gibi, rasyonel temele oturmayan davranışlar merkezi öğe konumunda yer alıyor. Ferdinand, ülkesinin diğer ülkelere yaptığı haksız saldırılara katılmayı ve zulme, katliama ortak olmayı reddederek karısı Paula ile birlikte İsviçre'ye sığınmış bir Alman vatandaşıdır. Fakat devlet onun peşini bırakmamakta, evine yolladığı tebliğlerle onu askere çağırmaktadır. Kendisi Almanya dışında bulunduğu için bu emre itaat etmeme özgürlüğüne sahip olmasına karşın, içindeki bir güç şiddetle ona istemediği halde gitmek zorunda olduğunu telkin etmektedir. Karısının onu son derece mantıklı argümanlarla ikna etme çabaları etkisiz kalmakta, zorunluluk duygusu Ferdinand'ın içinde bir saplantı halinde giderek büyümektedir. Eserde "insan öldürme", zulüm ve "kaçınılmaz güç" kavramlarına yapılan vurgudan dolayı, hikayenin İkinci Dünya Savaşı'nda geçtiğinden emindim. Fakat daha sonra yaptığım araştırmayla kitabın 1920'de yayınlandığını ve İkinci değil Birinci Dünya Savaşı'nı anlattığını öğrendiğimde büyük şaşkınlık yaşadım. Bu durum, genelde daha az gündeme gelen bu ilk savaşın benzer bir dehşet atmosferine sahip olması kadar, Zweig'ın yirmi yıl sonrasına dair çok güçlü öngörülerinden de kaynaklanmış olabilir. Bu novellayı okurken, her bir karakterin insan zihninin bir boyutunu metaforize ettiğini düşündüm. Paula insanın nesnel sebep - sonuç ilişkileri ile sağlıklı karar verme yetisini temsil ederken, Ferdinand ise mantığa sığmayan ve açıklanması zor olan karanlık tarafını simgelemektedir. Bu ikisinin çatışması
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·224 syf.··
2025 147. kitabı
Cengiz Aytmatov, yine en ünlü eserlerinden birinde, sovyet dönemi Türk cumhuriyetlerinin durumunu, köy hayatı ve hayvan sevgisi ekseninde işliyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası her şeyin iyiye gideceğine yönelik beklentilerin karşılanamaması kırsal kesimde hayal kırıklıklarına neden olurken, bu durumun getirdiği moral bozukluğu insan ilişkilerine de yansımaktadır. Hatta insanların hayvanlarla ilişkilerine de. İşte Gülsarı, bizim genç ve güzel atımız, Türklerin yüzyıllardır süregelen bozkır geleneği vesilesiyle, tam da bu dönemde dünyaya gözlerini açan yeni bir candır. Güzelliğiyle, diriliğiyle, duruşuyla ve enerjisiyle köye ve sahibi Tanabay'a da can katmıştır. Ancak bu ne kadar sürüp gidebilecektir? Dönemin acımasız koşulları, Tanabay'ı ve Gülsarı'yı nerelere sürükleyecektir? Eserde yer yer atın da insan gibi içten içe geçmişi andığını, hayal kurduğunu ve dünyayı kendi gözlerinden bize aktardığını görüyoruz. Yazar, sanki onun dile getiremediği düşüncelerini tercüme ederek bize aktarıyor. Aytmatov sevenlere tavsiyemdir.
Elveda GülsarıCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202321,1bin okunma
Sonra aklına bölük pörçük anılar geldi. Bunları üzerlerinde hiç bir yargıya varmadan düşünüyordu. Çünkü başka bir şey düşünmesine olanak kalmadığından beri, kaçınılmaz anıların duygularına dokunmaması için katı düşünmeyi öğrenmişti.
Zamanın geçip gitmediğini, bir çember içinde dönüp durduğunu kanıtlayan bu anı karşısında ürpermekten kendini alamadı.
Hiç kimse bir fikre, fikrin esaslarını aşılayandan daha fazla inanmaz.