Cengiz Aytmatov, yine en ünlü eserlerinden birinde, sovyet dönemi Türk cumhuriyetlerinin durumunu, köy hayatı ve hayvan sevgisi ekseninde işliyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası her şeyin iyiye gideceğine yönelik beklentilerin karşılanamaması kırsal kesimde hayal kırıklıklarına neden olurken, bu durumun getirdiği moral bozukluğu insan ilişkilerine de yansımaktadır. Hatta insanların hayvanlarla ilişkilerine de. İşte Gülsarı, bizim genç ve güzel atımız, Türklerin yüzyıllardır süregelen bozkır geleneği vesilesiyle, tam da bu dönemde dünyaya gözlerini açan yeni bir candır. Güzelliğiyle, diriliğiyle, duruşuyla ve enerjisiyle köye ve sahibi Tanabay'a da can katmıştır. Ancak bu ne kadar sürüp gidebilecektir? Dönemin acımasız koşulları, Tanabay'ı ve Gülsarı'yı nerelere sürükleyecektir? Eserde yer yer atın da insan gibi içten içe geçmişi andığını, hayal kurduğunu ve dünyayı kendi gözlerinden bize aktardığını görüyoruz. Yazar, sanki onun dile getiremediği düşüncelerini tercüme ederek bize aktarıyor. Aytmatov sevenlere tavsiyemdir.