Gecedir mebde-i ömrüm, seher âhir nefesimdir, Her dem geçen zamân ile eksilen hevesimdir. Mah-ı cemâlin aks eder gönlümde nûr misâli, Sensiz geçen her lahza benim en büyük kederimdir. Gonca açar, gül dökülür, devrân yine devr eyler, Her açan çiçek fanî, bâkî kalan eserimdir. Sîne-i âteşte yanar hicrân ile bîçâre dil, Âhım erişse arşa dek tek şâhid kaderimdir. Bir katredir ömür denen ummân içinde ey gönül, Her nefes Hakk’a yaklaşan sessiz bir seferimdir.
1000Kitap
Göğsümdeki Temmuz Yanığı
Asfaltın kılcal damarlarından sızıyor kirli, ağır Haziran dumanı, Kuşlar gökyüzünün tavanına yapışmış birer gölge gibi, hareketsiz. Temmuz, çiğ ışığıyla sokakları ameliyathane masasına çevirirken, Neon kalabalığın içinde, yüzüne bakmayı unuttum. Herkes dışarıda yazın sarhoş edici korosuna katılmış, şarkılar söylüyor, Güneş, kendi çürümesini gizlemek isteyenlerin üstüne parlak örtü seriyor. Oysa odamda, loş ve darmadağın koridorda, Zamanın dişleri arasında un ufak olmuş bir yabancıyım artık. İçindeki çocuksu sahneleri yeşertmek için yeni yazlar arıyorsun, Gözlerinde hâlâ eski, korunaklı bahçelerin illüzyonu var. Bense avuçlarımda jilet kesikleriyle kentin en hırçın sokağında duruyorum; Bilirsin, dünyamda çiçekler saksılarda değil, hafızanın enkazında kurur. Sana yalandan gökyüzü inşa edip, seni sahte maviliğe hapsedecek değilim. Kavurucu günlerin ortasında, tenimiz birbirine her değdiğinde, Kıvılcım yerine pişmanlığın dilsiz küllerini döküyorum yatağa. Herkes dışarıdaki parıltılı nisanlardan, gamsız ağustoslardan bahsetsin varsın, Takvimlerin yalanına inanacak kadar saf değil yaralı dilim. Aynı yangından sağ çıkıp, küllerini kıskandım; Şimdi ağır, nefes aldırmayan temmuz sıcağında bile, İçimdeki gizli dehlizlerde keskin buz tabakası büyütüyorum. Güneş dışarıda dünyayı yıkarken, içimdeki büyük nehir kurudu, Yatakları çatladı sadakatin, kelimelerim kurak toprakta can çekişiyor. Sana süslü yalanlar, yaldızlı teselliler, ucuza mal edilmiş umutlar borçlu değilim. Kendi karanlığımdan damıttığım dürüstlüktür göğsümde taşıdığım hırs; Sözü dolandırmadan, kanayan yaranın tam ortasına basarım parmağımı. Dışarıda güller pervasızca açabilir, sokaklar renklerin istilasına uğrayabilir, Ama aramızdaki kırılma noktası, derin uçurum kapanmayacak. Maskelerin sıcaktan eriyip yüzümüzden
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yüzleşme 3
Hüznümü anlatan bir şarkı bulamadım. Ruhumdaki tiz çığlıkları yakacak bir türkü okumadım. İçin için yanan benliğimi bir türlü söndüremedim. Yalnızım biliyorum hepimiz yanlızız aslında kalabalıkların içinde de kör kuytu köşemizde de. En çok da mutluluğunu paylaşamadığında hüznünü solduramadığında kimsenin seni anlamadığını anladığında büyür insan. Gidecek çok yer varken gideceğin tek bir yer'in olmadığında yavaş yavaş solan gül bahçeni kimse sulamadığında... Belki toprağın yanlış. Ama insan toprağını nasıl değiştirebilirki dönüş yine oraya değil mi? Ne kadar kaçarsan kaç yine seni bulmaz mı yakalayıp gömmez mi karanlığa? Sabredersen belki gül olursun dediler ya sabredemeyip hazan olursam? Görmesini bilirsen hayat bir cennet dediler ya ben görmeyi öğrenemediysem? Yürümesini bilirsen her yol maviye çıkar dediler peki ya ben yolu bile bulamadıysam? Güzellik uykusuna yatmış bir çirkin, yüzmeyi bilmeden karadan açılmış bir gafil ne derler bana bilmem ama ben bu hayatı yaşamayı kendime öğretemedim. Hep bir bahane hep bir sorun. Ama bana da bir sorun nedir seni bu kadar yoran biraz dinlen hakettin deseler. Ver o yükleri birazda ben taşıyım deseler. Öyle bir sevselerki beni sevilmeye gerçekten layık mıyım diye aklımdan bile geçirmesem. Oysa bir sulasalar o gül bahçemi ben ne güzel açardım her mevsim kendimi...
Duygu ve Düşünce
"Seni düşündükçe gül dikiyorum elimin değdiği yere.."
Yüzleşme 2
Benim nelerle mücadele ettiğimi belkide sonsuza dek bir kul dahi bilmeyecek. Bilseler ne değişir bilmem. Ama beni anlamalarını çok isterdim. Hayatımın en zor günlerini geçirdiğimi sanırdım. Sanki boğazıma kadar bir suyun içine batmış boğulurken öleceğimi sanırdım ya da dilerdim. Ama hayat beni suda boğmaktan vazgeçip bataklığa bıraktı. Bu kez kurtulmayı diliyorum. Ölmek değil yaşamayı özlüyorum. Yoruldum biliyorum ama ben hiç böyle bir çaresizlik görmemiştim. Neye nasıl bakacağımı bilmiyorum. Yolunu kaybetmiş bahtsız bedevi değil yolu bildiği halde yürümeye takati kalmamış biriyim artık. Mutsuzluğu ruhumun en kuytu karanlık köşelerinde hissediyorum. Aydınlığı ışığı güneşi arıyorum. Kimsenin bilmediği anlam veremediği derin kuytularda can çekişiyorum. Güneşe hasret kalmış bir gül gibi günden güne kuruyorum. Hata bendeyse kadere isyan etmem gerekir hayir isyan etmiyorum. Her çiçek toprağında açar toprağımı bulmak istiyorum bedenim hâla yaşarken.
Duygu ve Düşünce
KABİRDEN EVE
Siz hiç ölmeden gömüldünüz mü? Ben gömüldüm. Alıp yıkadılar beni önce. Gül kokuları sürüp Sardılar beyaz elbiseme. Siz hiç tabutunuzu taşıdınız mı? Ben taşıdım. Taşıdığım en ağır yüktü. Ayaklarım titredi her adımda. Gözlerim dolu dolu indirdim kabre. İlk toprağımı da ben attım, Son damla gözyaşımı da. Eve döndüm sonra. Ev hicrân-ı selim. Bir direk yıkılmış gibi, Bir tufan geçmiş gibi. Siz hiç babanızın yerine Kendinizi koyup da girdiniz mi mezara? Ben girdim.