"Mutfağa girer girmez evin sessizliğini fark etti. Bu da Madeleine'in evde olmadığının nişanesiydi. Çünkü karısı evdeyken etrafında minik bir elektrik haresi oluşturarak varlığıyla boşluğu tatlı bir enerjiyle doldururdu. Yokluğundaysa tüm bunların yerinde belirgin bir hiçlik hüküm sürerdi."
"Olduğumu sandığım kişi gerçekte olduğum kişiden delicesine korkuyor. Gerçekte nasıl bir kişi olduğumu bilseler bana neler yaparlar? En iyisi güvende olmak! En iyisi gerçek beni gizlemek. Onu açlığa mahkum etmek! Onu gömmek!"
Aşk, ölme nezaketini bile göstermezdi. Sadece sefalete dönüşürdü. Göğsümdeki ağrı da buydu işte: Sefalet.
Çünkü aşkın kökeninde umut vardı. Yarınlara dair umut. Olabileceklere dair umut. Her şeyinizi emanet ettiğiniz birinin onları sarmalayıp koruyacağına dair umut.