“Ah, durmak yok, içine dalmalıydım bu canlılığın, bir şekilde ben de diğerlerinin bu seyiren, gülen, rahatlayan tutkusuna dahil olmalıydım, ne olursa olsun ben de içlerine akmalı, sızmalıydım damar yollarına, iyice ufalmalı, kendimi kaybetmeliydim bu telaşın içinde, dünyanın kirinin içinde bir tek hücreliden ibaret kalmalıydım, sayısız kalabalıkla birlikte çukurun içinde zevkten titreyerek ışıldayan bir yaratık olmalıydım; durmak yok, bolluğun, bu girdabın içine karışmalı, kendimi kendi gerginliğimden bir ok gibi fırlatıp atmalıyım bir meçhule, beraberliğin cennetine doğru.”
“Benim de içimde, benim içimde bile, evrenin nefes alan bu parçasının içinde, bazen tutkunun dönüp duran sarsıntılarıyla ortaya çıkan dünyeviliğe ait her şeyin içinde bulunan o gizemli volkanik öz yanıp tutuşuyordu, demek ki ben de yaşıyordum, canlıydım, kötücül ve ateşli hazları olan bir insandım.”