2- İkincisi, sâdık ve sıddıklardan, mütedeyyin ve basiret sahibi bir zât bulması, iş ve gidişatını murâkabe etmesi için kendine murâkıb tayin etmesidir. Bâtınî ve zâhiri hâllerinden hoşuna gitmeyenleri ve çirkin bul duklarını düzeltmek için kendisine gerekli tenbîhde bulunmalıdır. Din imamlarının ileri gelenleri ve aklı başında olanları böyle yaparlardı. Hz. Ömer (R.A.): «Bana kusurlarımı söyleyen kimseye Allah rahmet etsin. derdi. Ve bizzat kendisi Selmân'a, kendi kusurlarından sorardı. Bir def'a huzuruna geldiğinde:
- Söyle bakayım, aleyhimde neler duydun? diye sordu. Selmân :
- Öyle şey olur mu? diye özür diledi. Fakat Ömer ısrar edince, Selmân:
- Evet, bir sofrada iki çeşit yemek bulundurduğun ve birini gece, diğerini gündüz yediğin, üstelik iki kat elbisenizin olduğu dedikodusu vardır, dedi. Hz. Ömer:
- Onları terkettim, başka bir şey duydun mu? diye sordu. Selmân:
- Hayır, başka bir şey duymadım, dedi.
Peygamberler; Nebî, Resül, Ulü'l-azm ve Hâtemü'l-enbiyâ olmak üzere dört kısımdır.
Nebî: Kendisine kitap ve yeni bir şeriat (dînî hükümler) verilmeyip, önceki peygamberin kitap ve şeriatine tâbi olup onları tebliğ etmekle görevli olanlara "nebî" denir; çoğulu enbiya'dır.
Resül: Önceki peygamberlere tâbi olmayıp kendisine kitap ya da yeni bir şeriat verilenlere "resül" denir; çoğulu rüsül'dür.
Ulü'l-azm: Resüllerin içinden en seçkin altı peygambere; hz. Adem, hz. Nuh, hz. İbrahim, hz. Mûsa, hz. İsa ve hz. Muhammed sallallahü aleyhim ve selleme "ulü'l-azm" denir.
Hâtemü'l-enbiya: Peygamberlerin son halkası ve en üstünü olan hz. Muhammed sallallahü aleyhi ve selleme "hâtemü'l-enbiya" denir.