Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır; ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.
Celile Hanım, dünyada erkeklerin sebeb-i vücudunu anlayamıyor, hatta onları fuzuli mahluklar şeklinde telakki ediyordu. O kadar ki çok zamanlar, ayda bir Hacı Necmi Bey'e gitmek üzere sokağa çıktığı zaman sokakta erkekleri gördükçe mütezayit bir hayret hissediyor, adeta dünyada nasıl olup da bu kadar erkeğin bulunduğuna şaşıyordu.
Sen kelimesi onun nazarında uşak, külhanbeyi, tulumbacı lisanıydı. Harf eşkaliyle meşgul olan dimağı öyle zannediyordu ki ''sen'' kelimesi çıktığı takdirde ''sen'' kelimesindeki ''sen''in dişleri bir testere gibi dudaklarını parçalayacak ve ''n'' kelimesi dudaklarında ''s'' kelimesinin dişleriyle açılan şerhaları, bir çengel halinde aşağıya doğru ve çıkıp girerek kendisini mustarip edecekti.