Kuşkusuz dünya henüz yorulup tükenmediği için, daha iyi varlıklar yaratıyordu. Gerçi herkesin yeteneği daha güçlü, insanlar çalışmaya daha yatkındı ama herkesin zekâsı her bakıma gelişmiş değildi. Doğa insana erdemi sağlamaz, çünkü iyi insan olmak bir sanattır. Eski insanlar ne altını ne gümüşü ve ne de yer altında çamurlu topraklar arasında bulunan parlak taşları ararlardı. Öfkelenmeden, korkmadan, yalnız gösteri için bir insan öldürmek şöyle dursun, hayvanlara karşı bile merhametliydiler. Giysileri henüz işli değildi, altın simli kumaş dokunmuyordu henüz, topraktan altın çıkarılmamıştı. Ne demek mi bu? Bilgisizlikleri yüzünden masumdular. Bir insanın suç işlemek istemesiyle suç işlemeyi bilmemesi arasında çok fark vardır. Adalet duygusu yoktu onlarda, öngören akıl yoktu; ılımlılık, ruh gücü yoktu. Ne var ki o kaba saba yaşamın bütün bu erdemlere benzer bir yanı vardı: Erdem ancak eğitilmiş, iyi yetiştirilmiş, sürekli alıştırmalarla doruğa erişmiş bir ruha nasip olur. Biz bu amaç için doğmuşuz, erdeme erişmek için, ama erdemsiz doğmuşuz. En iyi yaratılmışlarımızda bile, bu amaca erişmek için çalışılmazsa, erdemin ilkel maddesi vardır sadece, erdem değil!
Gerçek şu ki, kendi zihnimde sürüp giden umutsuz bir savaş yüzünden cehennemde yaşıyorum. Alevlerin kötü ruhlu olduklarını gerçekten hissedemediğimi itiraf ediyorum.