Benim için oldukça anlamı olan bu kitap bir incemeyi hak etti. José Saramago’nun Körlük romanı, insan doğasının olağanüstü koşullar altında nasıl hızla ilkel bir hâle bürünebileceğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Aniden gelen körlük salgınıyla birlikte, bireylerin toplumsal rollerini ve ahlaki değerlerini bir kenara bırakıp, hayatta kalma güdüsüyle hareket ettikleri görülüyor. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre bireyler, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçları tehdit altına girdiğinde, üst düzey etik ve sosyal değerlere bağlılıklarını kaybeder; kitapta da insanlık, alt basamaklara hapsolarak benliğini unutur. Freud’un psikanalitik kuramına göre ise bastırılan ilkel dürtüler, süperegonun (ahlaki denetleyici) zayıflamasıyla birlikte bilinç yüzeyine çıkar; kitapta karakterlerin bencilleşmesi, saldırganlaşması ve etik dışı eylemleri bu içsel çatışmanın bir yansımasıdır. Saramago, görme yetisinin kaybını yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda vicdani bir körleşme olarak ele alırken, medeniyetlerin aslında ne kadar kırılgan olduğunu da gözler önüne seriyor.