Hayatımızı sarsan büyük felaketlerden önce hepimiz onun tesirinde kalırız, böyle olduğu halde onu henüz ne adlandırdık, ne de tetkik ettik. Bu, hissikablelvukudan daha fazla bir şey, fakat gaibi keşf de değil.
Daha fırtınadan eser yokken, yolcuların adımlarını sıklaştıran; gözlerini kapamadan birkaç gün önce, ölüm döşeğindeki hastanın bakışlarını hayat ve güzellikle parlatan, ona neşeli projeler ilham eden; alime, kendisini pekâlâ aydınlatan gece lambasını daha yukarıya kaldırmasını tavsiye eden; bir anneyi zeki bir adamın çocuğuna atfettiği derin bakıştan endişeye düşüren bu meçhul kudrete ne isim vermeli?
Çiftlerin hayatında böyle lekesiz bir saadetle dolu günler vardır; fani çiçeklere benzeyen bu haz ve zevk saatleri ne maziyle alakadardır, ne yarınla; tesadüfün mahsulüdür.
Birbirine sonsuz bir sevgiyle bağlı bulunan, hayatları daima birbirinin yanında geçen ve birbirine ait olan iki mahlukun ufuklarında bir bulut belirince, bu bulut dağılsa bile ruhlarda, geçişinin izini bırakır. Nasıl toprak yağmurdan sonra daha çok güzelleşirse, ya sevginin şiddeti artar, yahut saf bir semada, çok uzak bir yıldırım gibi sarsıntı devam eder. Tamamen eski hayata dönmek ne olursa olsun imkânsızdır. Muhakkak ki aşk ya artar, ya eksilir.