Gülizar Çelik

Ortalama üstü durgun bir fantastik
7/10
·528 syf.··
2024 19. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2024 00:00
Kitap elimde süründü resmen. Kitap okuma alışkanlığı kazanmaya çalışan ya da alışkanlığı olmasına rağmen benim gibi uzun süredir düzenli okuma yapmayan birine uygun bir kitap değil. Çoğunlukla durgun. Karakterler çok pürüzlü, duygular ani ve yoğun. Bu durum kitabı okurken insanı biraz bunaltabiliyor ama kitap bittikten sonra düşününce o kadar da rahatsız edici bir yanı yok (diğer genç fantastiklere kıyasla en azından). Tabii ki bu ikinci kitabın akışına göre değişebilecek bir düşünce. Çok fazla aksiyon yok. Daha çok karakterleri ve dünyayı tanıyoruz. Yazarın ikinci kitapta olayları daha ön planda tutacağını düşünüyorum. Savaştıkları karanlığa ait bir yanları olan karakterleri seviyorum. Hikâyeye derinlik katıyor. Jase ve Kazi'de de bunu görebiliyoruz. Bu yüzden onlara bağlanmak kolay. Yazar bu ikiliye odaklanırken yan karakterleri sığ tutmamış, aslında çoğu, farklı hikayelerin baş kahramanı olabilir. Konusu ilginizi çektiyse bir şans verin derim. Karakterlerin artık gençlik kurgularında görmeye alıştığımız çocukça davranışlarına katlanabilecekseniz tabii. Gidişat bakımından aynı türdeki diğer kitapların vadettiğinden farklı bir şey vadetmeyen, anlatımı akıcı, dünyası merak uyandırıcı, başarılı karakter yaratımları olan ortalama üstü bir genç fantastikti.
Edebiyat
Hırsızların DansıMary E. Pearson · Martı Yayınları · 20222,002 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Şimdiki zamanlı anlatımdan nefret ediyorum
4/10
·120 syf.··
2024 18. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 29 Ekim 2024 22:14
Konu güzel ama başka bir şey yok. Partridge, Stephen King , Ray Bradbury gibi yazarlardan etkilendiğini çokça belli ediyor ama keşke onların anlatım biçimleri ve karakter oluşturma tekniklerinden de etkilenseydi. Kısa bir hikâye yazılıyorsa eğer, çoğu zaman, karakterler üstünde değil olay üstünde durmak daha mantıklı bir seçenektir. Karakterlerin psikolojisinden ille de bahsedilecekse bunu gelişen olayların gölgesi altında yapmak iyi bir yoldur ( Algernon Blackwood bu konuda harika bir örnek). Aksi durumda bu hikâyede olduğu gibi karakterler arasında gelişen bağ ve verdikleri kararlar okuyucuya çok ani, sığ ve mantıksız gelebilir. Okuyucunun karakterlerle geçirdiği vakit daha kısıtlı olduğundan uzun romanlarların aksine güçlü bir bağ kurulamayacaktır. Bir yazarın bunu düşünerek hareket etmesi gerek. Bağ kurmadığım, birbirleriyle nasıl o kadar hızlı bağ kurduklarını anlamadığım karakterlerin duygularını okumak bana zevk vermiyor. İki-üç sohbet ediyorlar ve yıllarca içinde yaşadıklarına inandıkları sistem fikrini pat diye değiştiriyorlar. Ya bırak biraz daha uzun olsun kitap ama en azından karakterler okuyucuya geçsin! Olaylar da mantıksız gelişiyor. Bu paragrafta biraz spoiler vereceğim. Uzun seneler boyunca kusursuz işleyen sistem nasıl o kadar basit bir planla mahvoluyor? Cidden o zamana dek kimse düşünemedi mi yangın çıkarmayı? Hadi düşünemedi diyelim niye kasabadaki tüm çocuklar yangına doğru koşsun işi gücü bırakıp? Bir tek bana mantıksız geliyor olamaz ya! Yaşanan bunca olayın kökenini, sebebini de açıklamadı yazar. Anlatımı o kadar da kötü değil. Ben şimdiki zamanlı anlatım okumayı sevmem, o yüzden kitaba ilk 35-40 sayfa boyunca odaklanamadım. Neyse ki sonra açıldı. Bunu görmezden gelirsek betimlemeleri güzel, bağlayıcı ama kitabın kötü yanlarını telafi edecek seviyede
Edebiyat
Kara HasatNorman Partridge · İthaki Yayınları · 2022163 okunma
6/10
·152 syf.··
2024 16. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2024 00:00
Çoğu bakımdan beklentimin altında kalan bir kitap oldu. Açık konuşayım Japon edebiyatına ayrı bir ilgim yok. Bungou Stray Dogs izlerken Akutagava karakterini çok sevdiğimden temsil ettiği yazarı da okuyayım dedim. Yazarın dili akıcı, çeviride de bir sorun bulamadım. Fakat sıkıntı olayların okuyucuya tam işleyememesi. Raşomon, yazarın en ünlü ve sevilen öyküsü ama beni tatmin etmedi. Hikâye eksik gibi. Beklentilerim biraz yüksek olduğundan da olabilir. Bir noktada şunu da düşündüm. Tıpkı Cthulhu'nun Çağrısı'nda olduğu gibi acaba Raşomon bir mitin ilk perdesi mi? İçinde Raşomon geçen daha fazla hikâyesi var mı yazarın? Bilen birisi cevaplayabilir, çünkü sadece bundan ibaretse çok sığ ve yazarın en iyi öyküsü falan denilecek bir eser değil. Akutagava'nın hikâyelerinde dikkatimi çeken diğer şey vermek istediği mesajı hikâyenin bir tık önünde tutması. Pek katlanamadığım bir şey bu, hikâyenin sanatsallığını öldürüyor. Bu kitapta olaydan kopmayarak okuduğum tek hikâye Cehennem Tablosu oldu. O bile olsa olsa 7.5-8/10dir. Giriş ve sonuç güzel ama gelişme anında kendimi hikâyeye kaptıramadım. Diğer hikâyelerine gelecek olursak, hiçbirini birkaç yıl sonra hatırlayacağımı sanmıyorum. Hiç etkilemediler beni. Eksiklik hissi veren ve sonu "eveeeett bu hikâyeden nasıl bir ders çıkardık çocuklarrr" cümlesine bağlanan hikâyelerden ibaretti çoğu. Yine de okunmayacak kadar kötü değiller. Japon kültürüne ve tarihine merakınız varsa bir şans verin derim. Her bir hikâye Japonya'nın geçmiş olduğu farklı bir döneme ait. Toplumun nasıl değiştiğini sayfa sayfa görebiliyorsunuz. Ayrıca yarı otobiyografik bir öykü de bulunuyor. Yazarların hayatlarını araştırmayı sevenlerin dikkatini çekebilir. Güzel bir deneyimdi. Sonuç olarak, merak ediyorsanız alıp okuyun bence ama beklentiyi fazla
Edebiyat
RaşomonRyunosuke Akutagava · İthaki Yayınları · 20222,427 okunma
Gerilim kitabı, sahiden mi?
5/10
·400 syf.··
2024 3. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2024 17:30
Bu kitabın gerilim kategorisinde yayımlanması başlı başına bir hata. Gerilimden çok dram kitabı. Kitabın kapağında yer alan "enfes bir gerilim" tarzında övgüleri de anlayabilmiş değilim. Kitabın ilk 100-150 sayfasında karakterler hakkında notlar alıyor, olayı kendi başıma çözmeye çalışıyordum ama sonrasında her şey o kadar uzamaya, gereksiz ayrıntılar o kadar çoğalmaya başladı ki notlarımı çöpe atıp sıkkın bir ifadeyle okumaya devam ettim. Yazarın dili kötü değil, altını çizdiğim çok cümle oldu. Kitabın sorunu, gitgide asıl konudan uzaklaşıp karmaşıklaşması. Bu konuya sahip bir gerilim kitabından ne beklenir? Bir süre karakterlerin ilişkilerini, yasla nasıl başa çıktıklarını görürüz ve ardından olayın çözülme aşamasına geçeriz. Bu kitapta karakterlerin dramı bir türlü bitmiyor ki çözülen gizemden zevk alalım. Yazarın kendisi de gazeteci olduğundan medyanın Alice'in ölümüne tepkisine, iftiralara, çarpıtmalara vs. fazlasıyla yer vermesini anlıyorum. İçinde bulunduğu iş kolunun insanların acılarından nasıl beslendiğine tepki çekmek istemiş olabilir ki bunu başardı da. Fakat anlaşılan bu isteğini kitabın sanatsal boyutunun önüne koymuş, o kadar üst üste insanların yorumları, haberler, çarpıtmalar var ki "anladık medya kötü hadi olayı çöz de kurtulayım şu kitaptan" deyip durdum. Kitap 300 sayfa olsa bir şey kaybetmezdi bence. Olayın çözümünü de sevmedim. Eh, az çok tahmin edilebilirdi ama asla başarılı değildi. Spoiler veremiyorum ama gereksiz ve gerçek dışıydı. Gerçek hayatta olay tam olarak böyle gelişebilir miydi diye düşündüğümde "hayır, fazla abes olurdu" cevabını alıyorum. "Obsesyon" ismine daha uygun bir çözüm bekliyordum, yazarsa duygu hakimiyetsizliği ve bencillik dışında bir şey vermedi. İyi yanlarına bakacak olursak yasla başa çıkma, ayrılık teması başarılı
Edebiyat
ObsesyonT. R. Richmond · Pegasus Yayınları · 201857 okunma
7/10
·336 syf.··
2023 13. kitabı
Aşk okumayı seviyorsanız ama klişeleşmiş konulardan sıkıldıysanız, bazı mantık hatalarına ve bazen sinir bozucu olan karakterlere katlanabilecek bir ruh halindeyseniz şans verebileceğiniz bir kitap. Bu kısımdan sonra kitabı konu ve anlatım, karakterler, gözüme çarpan hatalar ve genel yorum olarak dörde ayırıp SPOILERLI şekilde inceleyeceğim. • Konu harika, anlatım ortalamanın biraz üstüydü. Henry'nin müziğe, Flora'nın uçmaya olan arzusundan, Aşk'ın hassasiyetlerinden ve Ölüm'ün vicdanından bahsedildiği kısımlar anlatımı ortalamanın üstüne çıkaran yerlerdi. Diğer yandan diyalogların genelinin sıkıcı olduğunu düşünüyorum. Henry ve Flora'nın bir yere varmayan sohbetleri ve kafe sahnesi kitaba ara vermeme sebep oldu. Kitap 50-60 sayfa daha kısa olabilirdi. • Kötü çocuk-masum kız klişesinden nefret ettiğim kadar aşkından deli oğlan ve ezik kız klişesinden de nefret ediyorum. Tamam, ırkçılığın yoğun olduğu bir dönem. Flora'nın kendini yetersiz hissetmesi normal, yer yer geleceğinden şüphe etmesi anlaşılabilir ama Henry onun için her şeyini feda ettiğinde bile "farklı dünyalara aitiz, benim gibi siyahi bir kız beyaz bir oğlanla çıkamaz" gibi eziklikle dolu cümlelerle çocuğu sürekli terslemesine sinir oldum. Bu tür insanlar kendi içlerindeki korkaklık ve eziklik duygusuyla en büyük ırkçılığı kendileri yine kendilerine yapıyor ama farkında değiller. Henry'nin duygusallığı aşırı olsa bile Aşk'ın oyuncusu olduğu için kabul edilebilir. Gençlik romanlarında güzel seven erkeklere fazla rastlamıyoruz, rastlamışken çok fazla eleştiremeyeceğim. Aşk'ın Ölüm'e karşı bile anlayışlı olması çok tatlıydı. Onu defterine olayları yazarken resmetmek isterdim. Aşk olmasından dolayı, öylece otursa bile sanatsal geliyor bana. Yaşlı, bilge ama kırılgan bir ruhu var ve bu onu daha değerli
Edebiyat
Aşk ve Ölüm OyunuMartha Brockenbrough · Yabancı Yayınevi · 2019203 okunma