yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması, gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öğe gibi önümüze getirilmiş. coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi. kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor.
…,nemli İstanbul sabahlarında…
-hiçbir yanlış değişmedi,
diye düşünmekten kendimi alamıyorum. bulutları dağıtmak, güneşi avuçlamak, çocuklarla tepelerde koşmak, ağaçları, rüzgârı, güneşi, yağmuru, insanları onlarla birlikte yaşamak istiyorum.
Selçuk Baran, edebiyatımızın yazarları arasında çok tanınmayan bir yazar. Ancak anlaşılır bir üslup, etkileyici bir anlatımı ile tanınması gereken bir yazar olduğunu düşünüyorum. Bir yazarı tanımak ne demek bilirsiniz: kaleminden dökülenleri okumak.
Taşralı bir insan, evlilik,kendini bulma, Ankara’nın şehir ışıkları, Akdeniz’in mavi karanlığı ve aşk…
Keyifli bir okumaydı. Şaşırtıcı bir olay örgüsü olmamasına rağmen yaşayan karakterlerin olaylara eğilimi, iç dünyaları, kararsızlıkları, kararlılıkları, değişimleri ve duygularına tanık oluyoruz daha çok.
Hacimli bir kitap olmamasına rağmen yazar, yarattığı - belki de yaşayan- karakterlere büyük bir ustalıkla eğilmiş. Seyfi, Nurten ve Müfit… Aşk üçgeni mi? Hayır, ilk bakıldığında öyle görülebilir ancak bundan çok daha fazlası.
Keyifli okumalar.