aşıklara haber vermek isterim. kalbin bütün meseleleri yalnız kalpte halledilir. çünkü bir hissin hakkından ancak başka bir his gelir. ümitsiz bir aşkın panzehiri nefrettir. fikirler ancak bu mukavemet hislerini yaratan tahrik ve telkin unsurlarıdır.
kalbe karşı bu muhalefetin akıldan veya gururdan geldiği sanılır. bence bu, kalbin kendisine karşı müdafaasıdır. sevgilide kaybolmamak için nefret sebepleri arar, bulamazsa yaratır. işte böyle, kendi kendini aldattığını anlayınca da utanır ve ona daha çok bağlanır. kendi yalanlarını affetmeyen kalbin kendine verdiği ceza.
gelmesinden başka şifam yoktur. gelmezse, yeryüzünde hiçbir güzel canlı ve enteresan şeyin beni oyalayamayacağını düşünmenin verdiği bir ümitsizlik dehşeti içinde yerime oturur, gözlerimi buzlu camların yarı karanlık zemininde oynayan kaderin parıltılarına dikerim....nihayet işte, o, onun gölgesi, hiç aldanmadım.
gözleri, gözleri... onu doğduğu günden evvelki benliğime sımsıkı bağlayan, en yakın akrabadan daha yakın bir kan münasebetini kat kat aşan ve ruhlarımızın beraberliği hissini bir anda uyandıran bakışlarında kendimi ne kadar çok buluyorum. sanki onun gözleriyle kendimi gören benim. onun varlığını benimkinin şartı haline getiren bu ayrılık duygusunda, görme intibaları tek merkezde birleşen iki gözün beraberliğine benzeyen bir fonksiyon birliği var.