Gelecekte bir hedef göremediği için kendini çöküşe bırakan bir insan, kendini geçmişe yönelik düşüncelere dalmış buluyordu. Farklı bir bağlamda, geçmişe dalmaya, olanca dehşetiyle bu
günü daha az gerçek kılmaya yönelik eğilimden söz etmiştik.
Ama bugünü gerçekliğinden koparmanın belli bir tehlikesi vardır.
Latince finis kelimesinin iki anlamı vardır: Son ya da varış (finiş) ve ulaşılacak bir hedef. “Geçici varoluşu”nun sonunu görmeyen bir insan, yaşamdaki nihai bir hedefe yönelemiyordu.
Yaşam, yiğitçe, onurlu ve özgecil olabilir. Ya da bu şiddetli kendini koruma kavgasında kişi, kendi insan onurunu unutup bir hayvan düzeyine inebilir. Burada, insanın, zor bir durumun sunduğu ahlâki değerlere ulaşma fırsatlarından yararlanma ya da vazgeçme arasındaki seçimi yatmaktadır. Bu da, o insanın acılarına değip değmediğini belirler.
Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın, insan yaşamı tamamlanmış olmaz.