İkiz Kızılağaç zamanın olmadığı bir yerde saklanıyor. Büyük bir kaderin, katliamın ve suçun yaşandığı yerde. Sisin iliklerimize kadar işlediği kadim ağaçların arasında, son kart uykuda bekliyor. Orman yol bilmez, tuzaktan geçen yol yoktur. İkiz Kızılağaç’ı sadece ben bulabilirim. Çünkü onu oraya ben koydum.
Bir zamanlar ormanın derinliklerinde gölgede kalmış zeki ve iyi bir kız yaşardı. Bir de bir Kral vardı. Sihre hükmeden ve kadim kitabı yazan değnekli bir çobandı o. İkisi birlikteydi, bu yüzden ikisi de aynıydı. Kız, Kral… ve dönüştükleri canavar.
Hiçbir şey karşılıksız değil. Hiçbir şey güvenli değil. Sihir aşktır ama aynı zamanda da nefrettir. Bir bedeli vardır. Bulundun ve kayboldun. Sihir aşktır ama aynı zamanda da nefrettir.
Bu gece sondu. Ne varsa dökmeli, içimden akıtmalıydım. Hiçbir zayıflık kalmamalıydı. Çünkü yarın sabahtan itibaren yeniden Ahuzar olacaktım. Sessizce inleyen değil. Herkesi ateşe veren Ahuzar. Sadece yakan değil, yaktığı ateşe parmak ucunu değdiren olsa bile o ateşe tutuşturan Ahuzar.
Sayfa 355 - Ephesus, Ahuzar Soykamer, Timur Tönge.·Kitabı okudu