Bu eseri İbrahim Halil Üçer Hocanın Esenlerde verdiği konferans anlatısında bir vakit siyonazi ülkesinde? düzenlenen metafizik çalıştayında bu zatın ( Şebüsterî) ülkemizde yeterince bilinmediği bahsi geçmesi üzerine ilgimi çekmişti nasip bu vakteymiş. Mütercime göre İbnü'l Arabi, Mevlana'dan sonra gelen üçüncü büyük mutasavvıf bir zat aynı zamanda İbnü'l Arabi takipçileri arasında eserinin nazımsal yönü sebebiyle birçok farklı dile çevrilmesiyle geniş kitlelere ulaşmıştır. Eser, Horasandan Şeyh Harevi'nin bir elçi ile Tebriz erenlerine 15 suali göndermesi ile başlıyor sullarin nazımsal olması yönüyle ilk başta çekinsede arkadaşının desteğiyle bu sualleri her ne kadar nazımsal manada kendi yeterli seviyede görmesede cevap kaleme alıyor. Eser başta tasavvuf olmak üzere kelami ve felsefi birçok konuyu bünyesinde barındırıyor yaşamış olduğu zamanı da işin içine kattığımızda kitabın dili ağırlaşıyor lakin mütercimin Lahici'nin Mefatihu'l İcaz adlı şerhi ve Mesnevi takviyesiyle dilin etkisi azalıyor lakin bu kısımların bazı yerlerinde azeri ve o zamanın türkçesini birebir koyması konunun anaşılmasını zorlaştırmıştır kitabın sonunda ise beyitlerde yer alan anlaşılması güç olan kelimelerin anlamını yazmış olduğu sözlük bulunmaktadır.
Lise yıllarımda bir arkadaşımın önerisiyle,
ödünç alarak okuyup saatler içinde bitirdiğim kitap.
Ergenlik heyecanından mıdır bilemediğim tuhaf bir merak ve arayışla bir solukta bitirdiğim bir kitap olarak aklımda kalmış.
Sürükleyici ve merak uyandırıcı anlatımla devam eden güzel bir kitap. Yazar hakkında pek bilgim yok okuduğum tek kitabı buydu.
DeliGülsen Kılıçaslan · Nemesis Kitap · 20165,1bin okunma
Ne zormuş çocuk olmak. Yaşamak uğruna sebepler aramak. Küçük kız çocuğu olup kadın bedeni taşımak. Ne zormuş ki bu coğrafya da kadın olmak. Yaşın küçükken büyük bir anne olmak.
Bazı kitaplar vardır; edebî değeriyle değil, hayatımızdaki yeriyle hatırlanır. Benim için Lütfi Gülşen'in bu kitabı da tam olarak böyle bir kitap. Henüz birinci sınıfa yeni başlamışken, yazarı okulumuza imza gününe gelmişti. Yanlış hatırlamıyorsam kitabı da o gün almıştım. Bugün dönüp baktığımda kitabın olay örgüsünü, karakterlerini ya da anlatım tekniğini uzun uzun değerlendiremem. Ama şunu çok iyi hatırlıyorum: O kitabı sayısız kez okumuştum. Belki onlarca, belki yüzlerce kez. Hatta öyle ki içindeki hikâyeleri ezbere bilir, karşıma çıkan herkese anlatırdım. Anneannemi ve dedemi oturtup kitaptan bir hikâyeyi onlara okuduğumu bile hatırlıyorum. Bir kitabın başarısı bazen eleştirmenleri etkilemesinde değil, bir çocuğun dünyasında kendine yer açabilmesindedir. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ onu hatırlıyorsam, demek ki o küçük yaşlardaki hayal gücüme dokunmayı başarmış. Bugün kitabın kendisinden çok, bana yaşattığı heyecanı ve okuma sevgisini hatırlıyorum. Belki de bir çocuk kitabı için bundan daha büyük bir başarı yoktur.
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Vedat Türkali'den “Tek Kişilik Ölüm” adlı tarihi roman oldu.
Yazar, 1940'lar sonrasının en hazin dolu gerçeklerini, en acı verici olayların tarihini romanın içine katık yaparak özen gösterdiğini ifade eder.
1940 döneminde TKP tarihinde yaşanan arbedeleri, taşkınlıkları, gencecik insanların hayatlarının ölümle son bulduğu, kargaşalarla dolu acı geçmişi eleştirel bir üslupla ortaya koyar yazar.
Nazif geçmişte kıskançlığının kurbanı olarak arkadaşı Müslim'i ihbar etmiş kendisini durumdan kurtarırken arkadaşının ölümüne de sebep olmuştur. Onun kendisine dair iç çatışmaları romanın başından ortasına kadar hakim olan anlatıcıdır.
Doktor Gülşen'i ise bir dönem TKP'li olarak görüyor, geçmişiyle hesaplaşırken buluyoruz.
Nazif ve Gülşenin oğulları Levent ise tam bir ideolojik yaklaşımla TKP (Türkiye Komünist Partisi)'yi benimseyen, fikirleri ve davranışlarıyla aktif olarak görev alanlardan. Yakalanır ve idamına hükmedilir.
Anne, baba ve oğul üzerinden geçmişin nabzını tahlil eden bir üslupla tarih-i dönemin portresini sertçe dile getirilir. Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve geçmişe ve dönemin bakış açısına dair bilgi sahibi olduğum verimli bir okuma oldu.
#kitapalıntıları
İnsanları seviyordu (Hangi insanları?), kurtulmalarını istiyordu (Hangilerinin?) ama kendi kurtuluşunu niye onlara bağlamalıydı (Hangilerine?) Yanıt veremeyebilirdi; sormadan duramıyordu. İçinin bitip tükenmek bilmeyen gelgitiydi bu. Bir yaşam biçiminden başkasına sığınmanın kaçınılmaz uyumsuzluğu belki de.
Yaşam zorluyor, sürekli bir yerlere itiyor insanı. İsteyerek yaptıklarınla yapmak istemediklerin, bir bakıyorsun, yer değiştirmiş.
Bu dünya karmakarışık. Hep de böyle gidecek. Düzeltmeye kalkan biraz daha bozuyor! Öyle değil mi?
Benim savaşım değil bu; yokum
“ Bireysel Dindarlık ve Gençlik "Bireysel Dindarlık ve Gençlik", gençlerin dünyasına köprü kurmak isteyen her eğitimci, ebeveyn ve rehber için tam anlamıyla bir başucu kılavuzu. Sevgili Gülşen Sayın Hocamız, bu eserle sadece teorik bir anlatı sunmamış; gençlere din alanında nasıl yaklaşılması gerektiğini, bu iletişimin yöntem ve tekniklerini muazzam bir hassasiyetle öğretmiş. Kitabı okurken, hocamızın tamamen insanlığa faydalı olma gayesini ve o birleştirici, yapıcı eğitim vizyonunu her satırda hissediyorsunuz. Genç ruhları incitmeden, doğru tekniklerle din eğitimini sevdirmek isteyen herkesin mutlaka satır satır incelemesi gereken bir rehber. Emeklerinize, kaleminize ve o güzel yüreğinize sağlık değerli Gülşen Hocam Gülşen Sayın