Uzun zamandır Türk bir yazar okumadığımı fark edince Leyla Erbil'e sığındım. Bu kadar az kelimeyle bu kadar çok şey anlatılan cümleler ve yadırganamaz derecedeki akıcılığıyla kitap beni hemen kendisine bağladı.
Kitapta geçen zamana dair kısa bir araştırma yapmayı öneriyorum öncesinde. Ki; denizcilik terimleriyle ilgili de bilmediğim çok cümle vardı. Eminim yeterli birikime sahip olsam bazı bölümlerden daha çok keyif alırdım.
Leyla Erbil önce ana karakterimizin, sonra da ailesinin dilinden yazmış kitabı. Ki ana karakterimiz Nermin; sahiden çok ilginç. Çünkü büyüdüğü şartlara baktığımızda, babası, annesi, oturduğu mahalle verdiği savaş, evlendiği adam.
Kitabın ilk bölümü dönemin sözde 'sanatçı'/aydın kesimine eleştiride bulunurken, dönemin kadınlarının karşılaştıklarıyla ilgili de sağlam eleştirilerde bulunuyor.
Hayatım boyunca hep apolitik biri olduğumu düşünmekle birlikte hem politika hem de tarih meselelerine oldukça yabancı bir yerden baktım. Gel gelelim yaşadığımız topraklar en apolitik kesimi bile dibine kadar politik yaşıyor. Tüm bu konuyla ilgili bilişsel uyuşmazlıklarımı, kanayan yaralarımı gördüm kitapta.
"Haksızlıklara karşı intikam duygusuna kapılmamak bir marifet midir?"
Marifet mi sahiden bazı şeylerden uzak durmak, öfkelenmeyebilmek? Üzerinizde yaşadığınız topraklarda olanlar yüzünden adım atmadan durabileceğiniz bir yerden seyretmek?
Öteyandan Erbil, tamamen 'tanık' durumunda olarak, çok bıçaksırtı değerlere bile dokunuyor:
"'Atatürk' dedim çıkarken 'bizi rahat bırakacaksınız diye size genelevler açtı ama cebinize oraya gidecek parayı koymayı unuttu."
Sonra 'Baba' bölümüne geliyoruz. Nermin karakterinin savunduğu topluluğu böyle uzaktan savunan filan değil, bizzat içinde olan bir adam baba. Ama öyle içinde de değil, bir başka içinde işte:
"Dünyaya