“Sende sevgidir zaman ve Leyla'dır
Kulak ver, tükenmeyen âh ü zârıma, gözler
Ey, dikenli yolları gökyüzüne bağlayan
Bir hayali dilberin çehresinde parlayan
Mehtabım gülümse de kalbimde gül büyüsün
Sen ki, güzel gözlerin belki en büyüğüsün
Güneş gibi, ufkumda doğup da yanan gözler
Ruhumun yağmurunu içip da kanan gözler
Geceye mi çırpınış, gurbete mi bu hasret
Bitmeyen bir susuzluk ve sönmeyen hararet
Ortasında kalmışsın; saçların darmadağın
Gülşenim, yıkılmadan saray gibi otağın
Hayatın donbaharı kuşatmadan rengini
Yitirmeden şu billur ve masmavi engini
Beni al kollarına, uyut sonsuza değin
Yüzümde dalgalansın o simsiyah eteğin
Göreyim elmas gibi parlayan nakışları
Gönlümü çiçek çiçek sırlayan nakışları”
…
Sevgi tanımadığı bir dünyadan gelen bir davettir onun için. Hayatı boyunca şefkat, merhameti bir şeylerle tanışmamış bir ruh bu daveti bir tuzak gibi algılayacaktır doğal olarak.
Herkese gülümsersen gülüşünün karşısında bir çok kale yıkılır demişti büyükannem.
Ben herkese gülümsüyordum ama annem bana hiç gülümsemiyordu annemin gülüşüyle öleceğimi sanırdım.
Sonra kendime ölürken bile gülümse dedim. Zaten sana gülen yok. Gülüşün dışında başka bir şey yok elinde.