Nasıl bir sessizlikti bu kardeşler? Niçin başını kaldıran kimse yok unutuşa? Niçin bu kadar ölü var? Niçin bu kadar çok deniz setleri? Ve niçin bu kadar çok unutmak istediğimiz şey var? Karanlık bir umutsuzluğun tortusu, sık sık deri değiştiren bir yılan gibi, bütün bir gece boyu yüreğime çöreklenmeye çalıştı. Aynı anda hem üşüyerek, hem terleyerek açtım gözlerimi. Düşle gerçeğin kıyısında, terk edilmiş bir sabah iskelesiydim. Ve yola çıkma saati olmalı, ama nereye? Buğular içindeydim. Kızgın taşlanma değdikçe ağır ağır sise dönüşen gözyaşlarının çiğleriyle örtülü yüzüm. Deniz gövdemi yalıyordu ve ortalıkta kimse yok. Gene yapayalnızım.
Göğüs kafesimde kalbim on bin kez parçalandı. Kaç kez hıçkırıklarla sarsıldığımı sayamam; yüreğimi kül eden acıları da. Yine de, gözlerimi yaşla dolduran ve beni rüzgarın altındaki bir yaprak gibi titreten şeyler gördüm. Yaşamlarını, umutlarını, velhasıl her şeylerini başkaları için feda eden erkekler ve kadınlar gördüm. Öyle fedakarca eylemler gördüm ki sevinçten gözyaşları döktüm. Herhangi bir şeyin bedeli olmasalar bile, bunlar güzel şeyler diye düşündüm. Bunlar, dünya denen şu dışkı yığınının üzerine düşen saf güneş ışınları.
Saat sabahın yaklaşık dördü, ağrılar içinde kıvranan bedenimin, dinlenmeye ihtiyacı varken uyumaktan kesinlikle vazgeçtim. Üç gecedir bu böyle, ama bu gece hayatımda yaşadığım en berbat gecelerden biri. Bunu anlamana imkan yok küçük sevgilim, şanslısın sen.
bütün soğukluğuyla bir kış var bu gece
odamda. hangi şarkıyı dinlesem buz
tutuyorum; hangi kitabı ellesem üşüyor
satırlar. ansızın saklanıyorum perdenin
arkasına. alnımda saydam kum, serçenin
pencereme konmasıyla düşünüyorum: