- En kötüsü güzel burunlu yaratılmaktır. Adınız Güler, değil mi?
- Ben daha sizinkini bilmiyorum.
- Öğreneceksiniz. Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor. (Sustu. Bir sigâra yaktı.) Bakın, şimdi adımdan daha önemli bir şey biliyorsunuz : sigara içtiğimi. İşte bir başkası: Bütün bu "siz"ler, " iz"ler, "uz"lardan sıkılırım ben. Yapmacık, fazlalık gibi gelirler bana. İkinci konuşmamda 'sen' diyemeyeceğim biriyle bir daha konuşmam. Ne dersin(iz)?
- Galiba sizi anlıyorum.
- Yanılıyorsun."Siz" anlanamaz, "Sen" anlanır. Bazı kitaplarda "Sizi seviyorum" u okuyunca gülerim. Sanki "Siz" sevilirmiş! "Sen" sevilir, değil mi?
-Seni anlıyorum. (Kızardı)
"Evet, Sevgili Wilhelm, dünyada en çok çocuklara yakınlık duyuyorum. Onları seyrederken, bu küçük varlıkların ileride büyüdükleri zaman ihtiyaç duyacakları bütün faziletlerin ve yüceliklerin filizlerini gördükçe, inatçılıklarında, ileride karakter sağlamlığını, yaramazlıklarında zekâ gücünü ve hayat uçurumlarını kolaylıkla geçecek yaradılışta olduklarını, onlardaki her şeyin temiz ve bozulmamış olduğunu gördükçe, her zaman o büyük öğretmenin parlak sözlerini tekrarlarım: 'Siz de onlar gibi olabilseniz!' Ama, dostum, bize benzeyen, kendilerini örnek almamız gereken bu çocuklara sözümüzü dinlemeleri gereken bir kul muamelesi yaparız. Onların dediği olamaz. Peki, bizim dediğimiz oluyor mu? Onlardan fazla neyimiz var? Çünkü biz daha yaşlı, daha akıllıyız, ondan mı bu isteğimiz? Ulu Tanrım, sen bu dünyada koca bebeklerle küçük çocuklardan başka bir şey yaratmamışsın. Bunların hangisini daha çok beğendiğini elçin bize söyleyeli çok oldu. Kocaman bebekler ona inanırlar ama söylediklerini yapmazlar. Bu böyle gelmiş böyle gider. Çocuklarını da kendilerini benzetmeye çalışırlar. " Genç Werther'in Acıları