Cawley arkalarındaki pikapa bir plak koydu. İğne cızırtısı yerini bir
bangırtıya ve hemen ardından da Teddy'ye daha önce kullanmaya çalıştığı telefonları hatırlatan bir tıslamaya bıraktı. Sonra bu tıslamanın yerini yaylı çalgılar ve piyano aldı. Prusya ezgileri. Bu ezgiler Teddy'ye denizaşırı kafeleri ve Dachau'daki ikinci komutanın ofisinde gördüğü plak koleksiyonunu hatırlattı. Adam tüfeğini ağzına dayayıp kendini vurduğunda bunu dinliyordu. Teddy ve dört asker odaya girmiş, adamın
hala yaşadığını görmüşlerdi. Adamdan oluk gibi kan boşalıyordu. Kendini ikinci kez vurmak için silahına uzanmaya çalışıyor ama bunu başaramıyordu. Bu sırada pikapta çalan yumuşak müzik odada örümcekler gibi geziyordu. Adamın ölmesi yirmi dakika falan sürmüştü. İki asker odanın altını üstüne getirirken adama canının yanıp yanmadığını soruyorlardı. Teddy, karısı ve iki çocuğunun çerçeveli fotoğrafını onun kucağından aldı. Teddy çerçeveyi alınca adamın gözleri kocaman açıldı. Teddy geri çekilmiş, önce fotoğrafa, sonra adama bakmıştı. Bir fotoğrafa, bir adama; bir fotoğrafa, bir adama... Adam ölene kadar. Bu sırada müzik çalıyor, çalıyordu...
"Brahms mı bu çalan?" diye sordu Chuck.
"Hayır bu Mahler." Cawley, Naehring'in yanına oturdu...