Her şeyi kendi haline bırakmanın, hayatın bana cömertçe sunduğu zevk ve mutlulukların tadını telaşlanmadan çıkarmanın en iyi şey olduğu sonucuna vardım.
Nora ölmek istemiyordu. Ona ait olan hayattan başka bir hayatı da istemiyordu. O hayat karmaşık ve mücadelerle dolu olabilirdi ama o karmaşıklık ve mücadeleler de ona aitti. Hepsi çok güzeldi.
Mutlu olmak için üzüm yetiştirip şarap üretmesi ya da gün batımını California’da izlemesi gerekmiyordu. Büyük bir evinin ve mükemmel bir ailesinin olması da gerekmiyordu. Yalnızca potansiyele ihtiyacı vardı ve potansiyelden bol bir şeyi yoktu.