Baba ve Piç yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Öyle içten öyle samimi bir anlatımı var ki Elif Şafak'ın sanki ben de Kazanclar ve Çakmakçıyan aileleleri arasında gidip gelen Armanuş'un yerine koymam çok kolay oldu kendimi. Kitap boyu Ermeniler'in Türk düşmanlığından, biraz haklı biraz yanlı serzenişlerini öğrenmemi sağlayan bir romandı bu. Itiraf etmeliyim ki Ermenilerin neden Türkleri sevmediğini daha önce hiç düşünmemiştim, bunun üzerine araştırma yapmamıştım; ancak bu kitapta 1915'teki Ermeni olaylarını kitap karakterleriyle bağlantılı bir şekilde okuma şansım oldu. Bu kitabın okuyana katabileceği çok güzel bir kazanç bana göre, gerçek tarihi bilgi.
Hikaye karakterlerine değinemeyeceğim kadar fazla isim var ancak özellikle son yetmiş sayfada bu karakterler arasındaki ilişkiler o kadar artıyor ki, kim kimin çocuğu, kim kimin kardeşi diye anlamak için kendim için bir soyağacı tablosu yazmam gerekti.
Kitap genel olarak çok bizdendi ve bir o kadar bizden değildi. Ana karakterler Zeliha ve Asya bütün geleneklere karşı olan isyankar ruhlara sahip anne ve kız. Birinin başına gelen olay, diğerinin dünyaya gelmesini sağlayan neden... Okura kitap içinde yavaş yavaş verilse de tiksintiyle sayfaları hızlıca çevirerek geçtiğim olay, o kadar korkunç ki sondaki gelişmelerle insanın içine bir rahatlama çöküyor.
Genel anlamda çok beğendiğim bir roman oldu, rus ve alman romanlarında o kadar boğulmuştum ki her sayfada empati yapabileceğim bir olayın olduğu bir roman okumak beni çok mutlu etti.
Baba ve PiçElif Şafak · Doğan Kitap · 202417,8bin okunma
Kitabın ilk 400 sayfasında gerçekten bir çocuğun hayatta karşısına çıkan bütün kötülüklere karşı karakterini korumaya çalıştığı bir mücadele görüyorsunuz.
Bazı kısımlar o kadar etkili ki; Oliver'a yapılanlar karşısında sinirlenirken aynı zamanda bu insanların hayatımızın içinde de var olduklarını fark ediyorsunuz.
Yazar gerçekten olayları ayrı ayrı anlatma konusunda çok başarılı ancak son 200 sayfada, olayların birbiriyle örtüşmeye başladığı kısımlarda yani, yeşilçam filmi izliyormuşsunuz gibi hissettiren bir his uyandırıyor sizde. Kitabı hayatın gerçekliklerinden ayıran kısım da bu son kısım. Olaylar o kadar olumlu ilerliyor ki minik yetimimiz için sanki bunlar gerçekler değilmiş de, Oliver'ın hummadan yataklara düştüğü zaman kurduğu düşlermiş gibi.
Mutlu son sevmeme rağmen bu kadarını biraz abartı buldum ancak çocuğun çektiği onca acıdan sonra böyle bir mutluluğa kavuştuğu için de mutluyum.
Bu kadar güzel bir konuyu her geçen sayfada daha da sıkıcı ve anlamsız bir hale getirmek büyük bir başarı. Ilk sayfalarda eşsiz bir eser okuduğum duygusuna kapılırken, kitabın yarısından sonraki her sayfada hayal kırıklığı yaşadım.
Hayatımda okurken en çok güldüğüm kitaptı gerçekten de. Bu kadar sade bu kadar içten bir anlatımla, günümüz insanı ve sistemi ancak bu kadar güzel eleştirilebilirdi.