Şanlı urfalı kamyoncu Mehmet Yücel Mağarada yaşamak veya dağlı olmaktan üzülmemiz gerektiğine inanmıyorum mağaralar geçmişimiz insanlığın sesi tarihin adıdır Atlas sayı 160 temmuz 2006 Mehmet Yücel konuşuyordu kamyonuyla Dediki Uzun yolda sırdaştır kamyon bana Bu mağaralar ibadet yeridir insan kalana Hz Muhammed e vahiy indi mağarada Mağaralar bir yaşam alanı ve barınaktır Hz ibrahimin sığınağıdır eyyübe bacadır Eyyübün çilesini hep mağaralar anlatır Mağaralar olmasa çileler nasıl anlaşılır Şanlıurfa ve Balıklıgöl Efsanesi İşte Şanlıurfa Türkiyenin inanç merkezi Hisseden duyar sükutun sesini İbadet gözü ile bakan incitmez şehirleri Şanlıurfa Hz. İbrahim’in doğduğu şehir Sarayda yoksa huzur ora cehennemdir Mağarada huzur varsa orası cennetimdir Hz ibrahimin kıyamı en güzel hisseyi verir Mehmet Yücel derki cennetimsin sen urfa Her yıl binlerce insan gelir bu şanlı diyara Küçük bir mağaram var zenginlik bu bana Rızkım için gidiyorum gurbet diyarlara
Şiir
Deli kurt bu sana uzunca bir süreye kadar son mektubum, son göndermem, Ondan önceki inatlaşmalarımın üstüne İtalya konusunda söylediğim yalanın doğrusunu itirafım üzerine öfkelendiğini ve şu an cezamı kestiğini biliyorum. Her şey güzele giderken illa bir çıkıntılık yapıyorum. Düzelteceğim kendimi söz. Çocukluğumu bırakacağım. Yalan kotamı doldurdum biliyorum. Sosyal medyadaki rahatsız olduğun şeyleri de not ettim bir kenara. Düşüneceğim ve düzeltmek için çaba göstereceğim. Sonra güvenini kazandıktan sonra isteklerini yüzüme söyleyeceksin zaten. Bazı tavizlerden fedakârlıklardan kaçışım yok bunu anlıyorum. Ama benim özgürlükçü devrimci ruhum buna itiraz ediyor. Sonra bak bunu sana demezdim normalde "Aycan iki paylaşacağın Marksist alıntı için, iki giyeceğin şort için şu tatlı senin için şarkılar yapan güzel adamın iki kere İzmir'e gelmiş (sen fark etmedim mi sandın, gördüm seni Fahrettin Altay'da metrodan çıkıp geldin hatta sen de gördün de görmemezlikten geldin) kalbini kırmaya değer mi? Her İzmir'e geldiğinde de tiktokta hikaye atıyorsun :) Yakalandın çakal :) O gün de ayran içerken baktın bana sonra arkadaki cafede arkadaşınla oturup sohbet ettin ben de sana görünmeden kaçmıştım. Bunu da söylemeyecektim ama sen bilerek cama sürtünerek geçtin hatta... İşte o kadar yaptığın şeyi görünce (tam taviz değil de, tek bi konuda kafama takılan bir şey var sadece onu da yüzyüze gelince ifade edecem) kırmak istemiyorum seni. İnsan birine sarılmak isteyince o devrimci kitaplar da şortlar da teselli etmiyor zaten :) Sadece bana bu yaz müsade ver olur mu? Kıyafet dışındaki şeylerde serbestlik tanı biraz. Yas sürecinde kısıtlanmak bana şu anlık iyi gelmez. Gelecekte o an gelince düşünürüm. Ama çabalayacağım. Umarım bu tavizlerin sonucunda da pişman olmam. Burada da iş sana
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Telefonumun ekranında yılları aşmış şekilde uzun zamandır bu fotoğraf var... Telefon ekranıma bakanlara göre bu, harabenin ortasında oturan yaşlı bir adamın fotoğrafı. Bu yüzden sık sık aynı soruyu duyuyorum: “Bunca güzel fotoğraf varken neden bunu kullanıyorsun?” Çünkü ben o karede sadece bir adam görmüyorum. Fotoğraf, Lübnanlı savaş muhabiri ve fotoğrafçısı Joseph Eid tarafından 2017 yılında Halep'te çekildi. Karedeki kişi, savaş boyunca şehrini terk etmeyi reddeden Muhammed Anis. Etrafında yıkılmış bir şehir, kaybedilmiş yıllar ve savaşın bıraktığı derin izler var. Ama o, kırık piposunu tüttürüyor, müzik dinliyor ve sanki bütün yıkıntılara rağmen hayatın hâlâ devam ettiğini hatırlatıyor. Bana göre bu fotoğraf, insanın şartlar ne kadar ağır olursa olsun içindeki zarafeti, umudu ve vakur duruşunu koruyabilmesinin sembolü. Belki bu yüzden ekranımda duruyor. Çünkü bazen hayat da Halep'e benziyor; planlarımız yıkılıyor, emeklerimiz dağılıyor, beklediklerimiz olmuyor. Ama bütün bunların ortasında insanın bir pencerenin önüne oturup gökyüzüne bakabilmesi, bir melodiyi dinleyebilmesi ve hayata küsmemesi gerekiyor. İnsan bazen her şeye rağmen yaşamayı seçen bir adamın fotoğrafına bakarak kendine bazı şeyleri hatırlatıyor. Belki de bu yüzden, birçok kişinin yalnızca bir harabe ve yaşlı bir adam gördüğü yerde ben; direnci, asaleti, sabrı ve insan kalabilmenin ne kadar büyük bir başarı olduğunu görüyorum.
Hayata Dair
Karagöz İle Hacivat: Leylek
KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK Mart ayının ortası. Kar yeni kalkmış. Ortalık ayaz, hava buz gibi. Karagöz nicedir işsiz. Kazağını, paltosunu eskiciye satmış. Yarı aç, yarı tok. Üstünde bir fanila, bir mintan. Soğuk havada iş bulmak için gezerken, dişlerinin takırtısı Uludağ'dan duyuluyor. Karagöz tam bu esnada Hacivat'la karşılaşır. Hacivat: " Merhaba Karagözüm. Nasılsın, iyi misin? " Karagöz: " İyi değilim Hacivat. Donuyorum. " Hacivat sağa sola bakınır. Bir evin bacası üstündeki leyleği görür. Parmağıyla leyleği işaret ederek: " Bak Karagözüm, leylekler gelmiş. Artık yaz geliyor. " Karagöz: " Hacivat, anlamsız konuşma. Hem leylek gelmiş diyorsun, hem kaz geliyor diyorsun. " Hacivat: " Kaz demedim Karagözüm, yaz geliyor dedim. " Karagöz: " Kaz yazayım ama ben yazı bilmem ki. Yaz demek kolay. " Hacivat: " Dediklerimi yanlış anlıyorsun Karagözüm. Bak leylek nasıl da takırdıyor. " Karagöz çenesini tutar: " Takırtı benden geliyor. Paltom yok da, soğuktan dişlerim takırdıyor. " Hacivat: " Palton yok mu? Doğru ya, paltonu giymemişsin. Al benim paltomu giy. " der ve paltosunu Karagöz'e verir. Karagöz paltoyu giyer ve dişlerinin takırdaması durur. Bu sefer üşüyen Hacivat'ın dişleri takırdamaya başlar. Karagöz: " Hacivat, bu leylek yolunu kaybetmiş, kış günü Bursa'ya gelmiş. Şimdi gerçekten takırdamaya başladı. " Hacivat: " Karagözüm, leylek değil, ben takırdıyorum. O palto senin olsun. Kürkçü Emin'den kendime kürklü palto alacağım. "Karagöz: " Körükçü Cemil'den palto mu çalacaksın? " Hacivat: " Çalmayacağım, parasıyla kürklü palto alacağım. " Karagöz: " Hacivat'ım, paltonu geri al, bana kürklü palto satın al. " Hacivat: " Olmaz Karagözüm, benim eski paltomu sen giy. Ben kendime kürklü palto alacağım. " Karagöz, kendine alma, bana al dedikçe, Hacivat, sana değil, kendime
Karagöz İle Hacivat: Dilenci Hacivat
DİLENCİ HACİVAT Hacivat tüccarın biriyle ortak olur. Birlikte mal alıp satmaya başlarlar. İlk zamanlar işler iyi gider, sonradan bozulur. Bir sabah erkenden tüccar çıkagelir ve Hacivat'a iflas ettiklerini, elde avuçta birşey kalmadığını söyler. Hacivat parasız ve çaresiz kalır, evine ekmek götüremez olur. İş arar bulamaz, dilencilik yapmaya başlar: " Fakire bir sadaka, fakire bir sadaka, " diyerek dolanır durur. Karagöz Hacivat'ı dilenirken görünce beyninden vurulmuşa döner. Kendini çabucak toparlar ve Hacivat'ın yanına gider. Karagöz: " Hacivat'ım, bu ne hal böyle? " Hacivat: " Halim haraptır, Karagözüm. Tüccarın biriyle ortaklık kurdum, koca serveti har vurup harman savurdum. " Karagöz: " Koca servet mi? Bu işe ne yatırdın sen onu söyle. " Hacivat: " Bin beş yüz altın. Gitti, gitti, bin beş yüz altınım. " Karagöz: " Ne?! Senin o kadar altının var mıydı, Hacivat? " Hacivat: " Olmaz olur mu Karagözüm? Babamdan kalan servet pek çoktu. " Karagöz: " Hazıra dağlar dayanmaz derler. " Hacivat: " Dayandı. " Karagöz: " Mirasyedinin mirası biter derler. " Hacivat: " Bitmedi. " Karagöz daha sonra Hacivat'tan tüccarın adını öğrenir. Tüccara giderek, ortak aradığını, evini ve bahçesini ortaya koyarak iş yapmak istediğini söyler ama gelir gider defterini kendisinin tutması gerektiğini bildirir. Tüccar, Hacivat'tan sonra yolunacak kaz olarak gördüğü Karagöz'e elindeki bin beş yüz altını verir. Karagöz ertesi gün Hacivat'a bin beş yüz altını verir ve bir daha kimseyle ortak olmamasını söyler. Daha ertesi gün Karagöz'ün evine gelen tüccar yanındaki adamı göstererek, evi ve bahçeyi satın almak isteyen bir müşteri buldum, der. Ayrıca ortaklık gereği verdiği altınların bundan sonra kendisinde duracağını söyler. Bunun üzerine Karagöz altınları gece evine giren hırsızın götürdüğünü,
Hz Alinin duası Özlem Koyun Özlem Koyun "Nerede senin kılıcın?" "Benim kılıcım sözlerimdir. Taşla vurana aşkla vurmak lazım, kılıçla değil." Böyle Göçtü Zerdüşt Farhad Kishvery Özlem Koyun Özlem Koyun İbni Mülcemin elinde batılın hançeri vardı sordular ey mülcem senin hakikatin ve hedefin nedir cevap verdi cevap verince küfede yaptırdığı acem hançeri elinden düştü pantolonun kuşağı çözüldü hançeri ne zaman eline alsa elinden kayıyordu kimi insan böyleydi duası kabul edilmiyor  eline gül alsa o gül niyeti bozuk insanın elinde kendini taşa çeviriyordu pantolunu düzelten ibni mülcem alnını sildi düşen pantolonu son anda tutmuş ve gafil ceberrut şunu diyordu elindeki hançeri sivrilterek ebu ziya son anda kurtulduk halkın önünde rezil olmaktan ebu ziya peki kimin önünde rezil olduğunu hiç düşündünmü diye sordu Hz Ali ise Necefte oğlu Hz Hasan ve Hz Hüseyin iki peygamber çiçeği ile Necefte namaza durmuş cemaatin lider ve imamı olarak onlara namaz kıldırıyordu Allah kabul etsin ey efendi babam dedi Hz Alinin başında rengini yeşil kubbeden alan yeşil bir sarık vardı evladım dedi sözün hak kılıcın doğruluk ise savaşı kazanırsın sana taşla vurana sen aşkla vur diyerek Necef halkına savaş için değil aşk için dua edelim diyerek ey Rabbim duasına başladı seferlerin yolunu senden uzaklaştırma kılıcımızı sözümüzü batılı karşısında keskin eyle ey Rabbimiz ibretler veren sabırla yol gösteren sensin  hamd olsun Zaman nasıl kullanılır Zamanını boşa geçirmiş olmanın pişmanlığından daha büyük bir pişmanlık yoktur. Decameron Giovanni Boccaccio Özlem Koyun Özlem Koyun Pişmanlıktan ve boşa geçen zamanın şerrinden Cenabı Hakka sığınırım diyen Hz Alinin duasına necef halkı hep birlikte amin dedi Cenabı Haktan cihad ve kıyam ile geçen kahraman efendimiz SAV in ömrü gibi zaman dilerim diyen Hz
Din