• 46 syf.
    ·4 günde·7/10
    Ali Atay'ı yakından tanımak isteyenler, ön yargıları olanlar lütfen okusunlar. Güzel bir röportaj var. Klasik Zülfü Livaneli, İlber Ortaylı, Tarık Tufan, Murat Uyurkulak, Büşra Sanay yazıları var. Asıl ilgimi çeken kısım yine Hakan Günday - Ahmet Mümtaz Taylan'ın Kimlik üzerine tartışmasıydı. Yüce Zerey'in felsefik cümleleri güzeldi. Farklı röportajlar, yazılar ve reklamlarla birleştirilmiş bir sayı.
  • 132 syf.
    Sosyal, ekonomik, teknoloji konuların baz alındığı Munk Münazaralarından birisinin kitaplaştırılmış hali. Kitabı daha net anlamak adına biraz Munk Münazaralarından bahsedelim hocam.

    Munk Münazarası dediğimiz şey de ne ola ki ?

    Toronto'da yılda iki kez düzenlenmekte olan münazaraların gayesi insanlara bir olayın iki tarafını da alanında uzman kişilerin bakış açıları ve bilgileri ile aktarıp insanların bu konuda hangi tarafta durmak istediklerini düşünmelerini sağlamak. Münazaraların video kayıtlarına ücretsiz üye olabileceğiniz kendi internet sitelerinden, Youtube veya Spotify platformlarından erişilebiliyor. Münazaraların Türkçe dil seçeneği bulunmuyor maalesef.


    Kitabın genel yapısına geçelim o vakit.

    Kitaplaştırılmış olan münazarada dört konuşmacı ve bir moderatör bulunuyor. İki konuşmacı gelecek daha güzel günler getirecek önermesini savunuyorken diğer iki konuşmacı da karşıt görüşü savunuyor. Münazaranın ilk oturumunda her bir konuşmacı kendi fikrini 8 dakikalık süre zarfında açıklıyor. Münazaranın ikinci oturumunda taraflar birbirlerine sorular soruyor. Serbest oturum adını verdikleri bir sonraki oturumda taraflar birbirleriyle münakaşa ediyor. Her bir konuşmacı saygı çerçevesinde kendi fikirlerini dile getiriyor ve zaman zaman hoş, güzel atışmalara şahit olunuyor. Son oturumda ise seyircileri ikna edecek biçimde kendi görüşlerinin savunmalarını yapıyor ve 1.30 saatlik münazara sona eriyor. Kitap burada bitmiyor. Devamında münazaradan önce her bir konuşmacı ile yapılmış kısa röportajlar yer alıyor.


    Tamam onu anladık da kim ulan bu alanında uzman kişiler ? Uzman olduğunu nerdeen biliyoruz ? Fikirlerini baştan savma şekilde dile getiriyorlarsa ne diye boşa vakit kaybedelim, derseniz eğer. Detaylara boğulmadan biraz tanıyalım konuşmacıları, dileyen eklemiş olduğum linklerden ayrıntılı bir şekilde araştırabilir.

    Gelecek daha güzel günler getirecek önermesini savunan konuşmacılar ;

    Steven Pinker :
    Üstün bilgisini açık ve esprili bir anlatımla iletebilen bilim insanı olan Steven Pinker, görsel biliş, psikodilbilim ve sosyal ilişkiler alanlarında araştırma yapan deneysel bir psikologtur. Ayrıntılı bilgi için; https://stevenpinker.com/biocv

    Matt Ridley :
    Bilimsel konulara meraklı herkesin rahatlıkla anlayacağı dil ile yazılmış eserlere imza atmış bilim insanı olan Matt Ridley, The Times' ta haftalık köşe yazısı yazmaktadır. Ayrıntılı bilgi için;
    http://www.mattridley.co.uk/biography/

    Önermenin karşısında yer alan muhalif konuşmacılar ;

    Alain de Botton :
    Basit bir anlatıma derin anlamlar yükleyebilen, karmaşık konuları sadelik konforuyla sunan bir yazar olan Alain de Botton, “Gündelik hayatın felsefesi” olarak nitelendirilen deneme kitaplarının yazarıdır. Ayrıntılı bilgi için; https://www.alaindebotton.com/cv/

    Malcolm Gladwell :
    Çok farklı konularda yazılar yazabilen, çok sıradan konularda bile farklı bir bakış açısıyla görünmeyeni gösterebilen bir yazar olan Malcolm Gladwell, 1987-1996 yılları arasında Washington Post gazetesinde ekonomi ve bilim konularında yazılar yazmıştır. Ayrıntılı bilgi için; https://www.gladwellbooks.com/...ut-malcolm-gladwell/


    Eğer alanında uzman olduklarını yahut evet ya bilgi birikimleri var bir şeyler katabilirler diye düşünüyorsak, kitabın içeriğine dalabiliriz.

    Önermeyi savunan taraf insanın ortalama ömrünün artmış olması, sağlık alanında gelinen nokta, refah seviyesinin artışı, büyük güçlerin savaş halinde olmayıp barış ortamının genele yayılmış olması, bilgiye erişebilirliğin aşırı kolaylaşmış olması, dünyanın her yerinde IQ ’nun her on yılda üç puan artışı, insan hakları, cinsiyet eşitliği, güvenlik ve özgürlük olarak toplam 10 ana konuyu ele alıp, verilerle ortada olduğunu savunuyor. Bu verilere dayanarak gelecekte güzel günlerin bizi beklediğini öne sürüyor. Pozitif bilimsel bir temelden yaklaşım sergiliyor.

    Muhalif taraf ise bu verilerin gerçekleri yansıtmadığını, dar bir kalıpta ele alındığını ve büyük gelişmelere paralel olarak büyük risklerin de bizi beklediğini savunuyor. Geçmişimize nazaran iyi olmamız geleceğimizin daha güzel olacağı sonucunu vermediğini belirtiyor. Teknoloji sahasında iyi bir şey yapılıyorsa ardında sürüsüne bereket olumsuz sonuçların da meydana geldiğini ortaya koyuyor. Beşeri bilimsel bir temelden yaklaşım sergiliyor.

    Münazarayı izlemek isteyenleri şöyle alalım ;
    https://munkdebates.com/debates/progress


    Eleştiri olmadan olmaz ki hocam, onu da yapıp kapıyorum incelemeyi.

    Başından beri savunduğum taraf vardı. Acaba fikirlerim değişir mi diye başladım okumaya ama değişen bir şey olmadı. Üzgünüm beni pek ikna edemedin karşı taraf. Sanırım sadece ben değil salondaki seyirciler de pek ikna olmamış. Münazara başlamadan ve bittikten sonra olacak şekilde iki oylama sunuluyor seyircilere. Sadece %2 ’lik bir kesim münazara sonunda fikrini değiştiriyor. Hangi tarafın galip geldiğini söylemeyeyim sihir bozulmasın.
    Evrimleşme konusuna değinmelerini, teknolojik aletler birçok yarar sağlarken ardında getirdiği zararlarında var olduğunu ve bu konu hakkında fikirlerini beyan etmelerini beklemiştim ama tartışma esnasında bu konuları açığa çıkarmadılar, diğer konulara değindiklerinden vakitleri kalmadığı için yahut ayrı bir münazara konusu gerektirecek kadar derin mevzular olduğu için olabilir elbet.


    Şimdi ise sizlere soruyorum gelecek güzel günler mi getirecek ? Umutlu olmak mı karamsarlığa kapılmak mı ? Umutlu olduk diyelim ülkemiz açısından ele alırsak ne yapmalıyız gelişmek için ? Karamsarlığa kapıldık diyelim tüm bu çalışmaları durdurmak için ne yapmak gerek ?

    Keyifli okumalar.

    Esen kalın !
  • 242 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Bu kitapta adı üstünde ünlü edebiyatçıların birbirlerine ve ailelerine yazdıkları mektuplar derlenmiş. Bazı isimlerin bir mektubuna yer verilirken bazı isimlerin birkaç mektubu seçilmiş. Çoğunluğu edebiyatımıza yön veren ünlü isimlerdi ama aralarında benim ilk kez duyduğum isimler de vardı. Serinin diğer kitapları gibi( Güzel Yazılar Denemeler, Güzel Yazılar Röportajlar vb.) bu kitabı da zevkle ve merakla okudum. Zaten mektup, en sevdiğim edebi türlerden biridir.

    Kitap fuarlarında TDK’nin yaptığı %50 indirimle çok uyguna bulabileceğiniz bu seriyi kaçırmayın derim. Deneme, öykü, roman, röportaj, gezi, anı… Hangi türü seviyorsanız o türün en güzel örneklerini bir arada okuyabilirsiniz.

    https://suleuzundere.blogspot.com/...azlar-mektuplar.html
  • 160 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Neden Kaplumbağalar Da Uçar?

    Eski bir Kürt hikâyesine göre; gölde yaşayan bir kaplumbağa, her gün etrafında kanat çırparak yükselen kuşlara özenip uçmayı, gölün karşı kıyısına geçmeyi diler. Dileğini kuşlara söyler, kuşlar da: “Uçabilirsin. Kaplumbağalar da uçar.” diye yanıtlar. İki kuş, kaplumbağaya bir dal uzatırlar ve ağzıyla dala sımsıkı tutunmasını söylerler. Kaplumbağa tutunur. Kuşlar havalandıkça, ömrü boyunca hiç çıkmadığı kadar yükseklere çıkan kaplumbağanın şaşkınlık ve heyecandan ağzı açık kalır. Ağzını açmasıyla birlikte dalı bırakır ve göle düşer. Hayatının ne bir adım gerisine ne de ilerisine. Sırtında koca bir kambur gibi taşıdığı yüküyle, eviyle, ocağıyla, usul usul yaşadığı, ait olduğu dünyasına…

    Kitabın ilk sayfalarında yazar ile Bernardo Bertolucci sohbeti var, film ve filmeri ile ilgili.
    Sonraki sayfalarda Mehmet Aktaş yazarın hayatını ve filmin hikayesini yazmış.

    Filmin künyesi ve nihayet "perde"

    Kitap, filmdeki şimdiki zaman ile birlikte ileri - geri sarımlarla yaşananları, diyalogları yapılan hareketlerle bilgilendirerek anlatıyor.

    Film anlatımından sonra son kısımlarda alınan ödüller, katıldığı festivaller, basın eleştirileri ve yönetmen ile yapılan okunmaya röportajlar, yazılar mevcut.


    Ve şimdi benim perdem;

    Konu alıntılardan ve ülkeden anlaşılacağı üzere tabi ki savaş... sonrası... çocuklar...

    Irak Kürdistan' ı - Türkiye sınırındaki bir Kürt mülteci kampında geçen yaşam.

    Satelayt...
    Uydu lakaplı ve Amerika hayranı Soran.
    Geçimlerini bölgedeki mayınları toplayıp satarak sürdüren çocukların lideri. Nerde mayın toplanacak, satılacak organizasyon Satelayt' ta.
    Teknolojiye meraklı olan Stelayt köye kurduğu uydu ile kamon lu ilgilizcesiyle :) haberlere bakıp, köylülerin merakla beklediği savaşın ne zaman başlayacağı haberini verebilecek tek kişi aynı zamanda. Ve Agrin' e görür görmez aşık olan Satelayt.

    Agrin... Hingaw... Rêga...

    Agrin ve Hingaw Halepçeli iki kardeş. Anne-babaları köylerine gelen askerlerce öldürülüyor ve Agrin, abisinin gözleri önünde asker tarafından tecavüze uğruyor.
    Agrin yaşadığı hayattan, Rêga' dan kurtulmak, ölmek istiyor…

    Rêga... 2 yaşlarında gözleri görmeyen Adrin' in nefret ettiği, Hingaw' ın çok sevdiği Rêga... Ailesinin katillerinden geriye kalan çocuk. Agrin' in çocuğu.


    Hingaw... Kollarını mayından dolayı kaybetmiş ve hala Agrin ve Rêga için ağzıyla mayın toplamaya çalışıyor. Gelecekte olacakları gören çocuk, kahin.

    Ve bu çocukların savaş olan ülkelerinde aslında hiç de çocuk olmadıkları gerçeği.

    Arada sizi tebessüm ettirecek olaylar da var ama acı veren, neden diye sorgulatan yönleri tabi ki çok daha fazla...

    Arkasında milyonlarca ölü, sakat, hastalık, yoksulluk bırakan savaş ve savaşın yerle bir ettiği hayatlar ve küçücük bedenler.

    Bu filmi nereden buldum da izledim hatırlamıyorum ama yıllar önce izlemiş olmama rağmen, filmi dün gibi hatırlamak güzel şey. Kitabının çıktığını görünce de almamak olmazdı unutulmamış beğenilmiş bir film için değerdi.
    Kitabı okurken film yine gözlerimin önünden geçti Savaş konusunda söyleyecek çok fazla bir şey yok maalesef. Yaşanılan şeyler ve Behmen Qobadi' nin de dediği gibi 'aynı savaşlar tekrar edecektir, her iki ya da üç yıl arayla.'

    Filmi izlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim. Diğer alıntısını yaptığım iki filmi de mutlaka izleyeceğim.

    Ve Behmen Qobadi filmini, ‘diktatör ve faşistlerin politikalarına kurban edilen tüm masum dünya çocuklarına’ ithaf ediyor.

    Ve diyorum ki; insanlar bile birbirini yerken devletler ne yapsın?
  • 250 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Geçen haftalarda TDK’nin Güzel Yazılar Denemeler seçkisini okumuştum. Onu okuyunca aklıma TDK’den aldığım diğer derleme kitaplar geldi. Okulda okuma saatlerinde ve boş derslerde okumak için röportajlar kitabını seçtim. Kısa yazılardan oluşması ve kolay okunması sayesinde gürültülü ve dikkat dağılacak ortamlarda okumak için bu kitaplar çok iyi bir tercih oluyor.

    Kitapta, Türk edebiyatının en ünlü isimlerinin zamanında yapılmış röportajları derlenmiş. Röportajlar 1918 yılından başlamış, 1993 yılında son bulmuş. Kim bilir belki ilerleyen dönemlerde günümüz yazarlarını da kapsayan ikinci bir cilt çıkarırlar.

    Kitapta en sevdiğim edebiyatçılar da vardı, ismini ilk kez duyduklarım da. Yeni isimler keşfettim diyebilirim. Röportajlarda çok başarılı bulunan, kitapları çok okunan bazı yazarların adını ilk kez duymam beni hüzünlendirdi. Zamana direnmek, gelecek nesillerde de okunabilmek gerçekten ayrı bir başarı ve bunu bazen çok iyi denilen edebiyatçılar bile başaramıyor.

    Kitap fuarlarında TDK’nin yaptığı %50 indirimle çok uyguna bulabileceğiniz bu seriyi kaçırmayın derim. Deneme, öykü, roman, röportaj, gezi, anı… Hangi türü seviyorsanız o türün en güzel örneklerini bir arada okuyabilirsiniz.
  • “Sevdiği bir varlığı kaybeden insan konuşmak için doktor değil bir şair arar.” (Hasan Ali Yücel.)
    Türk Dil Kurumu
    Türk Dil Kurumu Yayınları
  • “–Kendi romanlarınızdan en fazla beğendiğiniz hangisidir?
    -En fazla tercih ettiğim romanım hiç okunmamış olan Kiralık Konak’tır çünkü Kiralık Konak teknik noktainazarından benim en az kusurlu olan eserimdir.” (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
    Türk Dil Kurumu
    Türk Dil Kurumu Yayınları