Röportajlar

Çöken İstanbul

Suat Derviş
Tasarımcı:
Hamdi Akçay
Tahmini Okuma Süresi:
9 sa. 45 dk.
Sayfa Sayısı:
344
Basım Tarihi:
2021
Yayınevi:
İthaki Yayınları
ISBN:
9786258487947
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·344 syf.··
2024 17. kitabı
ÇÖKEN İSTANBUL / SUAT DERVİŞ Çöken İstanbul roman değil, aslında gazeteci olan Suat Derviş'in 1935 - 1937 yılları arasında yaptığı ve Cumhuriyet, Son Posta, Tan gazetelerinde yayınlanan röportajları. Bu dizi röportajların odak noktası İstanbul ve İstanbullular. Ama göz önündeki şaşalı İstanbul da değil. Suat Derviş yoksul, karanlık, hasta olmuş bir şehrin arka sokaklarında dolaşıp, gördüklerini, dinlediklerini kendi yorumlarını da katarak okurlara aktarmış. Bu röportajlarını, hayalden hakikate yönelişinin miladı sayan Derviş, bu söyleşilerden birkaç sene sonra 'İstanbul'un Bir Gecesi' ile çizeceği şehir panoramasının da eskizini yapmış oluyor. Bilindiği gibi her Derviş kitabının arkasında Suat Derviş'in hayatı, eserleri ile ilgili bir araştırmacının yazısı var. Daha öncede yazmıştım bu bölümler içinde; titizlikle yapılmış, özenilmiş, emek verilmiş, okuru bilgilendiren, doyuran yazılar yazan Serdar Soykan idi. Favorim Soykan ve Çiğdem İlker'in incelemelerinden sonra beğendiğim üçüncü yazı Pınar Öğünç'ün "Kalpli, Beyinli Bir Kayıt Cihazı" başlıklı yazısı oldu. Bu yazı biraz gerçekdışı, çünkü Öğünç, Derviş eserleri dışında kendi isteğini, hayalini kaleme almış. Hayali Derviş ile bir röportaj yapmak, eğer bu olabilseydi ne konuşurlardı, neden bahsederlerdi. Derviş ve kişiliğine, eserlerine, hayatına, fikirlerine farklı açıdan baktığı için ilginç ve keyifli bir yazıydı. Kitap yedi bölümden oluşuyor, her bölümde farklı amaçla yapılmış röportajlar var. "İstanbul Halkı Nerelerde Oturur?" adlı ilk bölümde bildiğimiz İstanbul ve İstanbulluların oturduğu yerler değil; bekar odaları olarak kiralanan eski hanlar, cami avlusunda kalanlar, depolarda yaşayanlar, surlar içinde baraka yapanlar gibi yersiz, yurtsuz, yoksullarla yapılan röportajlar var. "Düne Nazaran
Çöken İstanbulSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202121 okunma
Puan vermedi·342 syf.··
Beğendi
·
2024 38. kitabı
ÇÖKEN İSTANBUL SUAT DERVİŞ 342 SAYFA Sizden neden korkayım zavallı genç adamlar. İnsan insandan korkar mı? Siz de benim bir eşim değil misiniz? Vücudunuz aynı şekilde çalışmaz mı? Teneffüs, hazım, devran hepimizin vücudunda aynı şekilde değil midir? Siz de benim gibi bir anaya ıstırap vererek dünyaya gelmediniz mi? Ve siz de benim gibi bir gün ölüp yok olmayacak mısınız? İnsan insandan korkar mı hiç? Ben sizleri böyle ve beni, bizleri de yetiştiren cemiyetten korkuyorum sizden değil. Sevgili Özgün ile Mart ayında farklı bir Suat Derviş eseri okuduk. Roman yada öyküleri değil,1935-1937 yılları arasında yayınlanan bir dizi röportajıydı bu okuma serüveni. Eşlik ettiğin için teşekkür ederim Özgün'cüğüm. Sona yaklaştık bu geleneksel ve özel okumada. İthaki Yayınları yeni eserler düzenledikçe okumaya devam elbet. 7 ayrı başlık altında toplanan bu röportajlar İstanbul'u ve İstanbulluları merkezine almış. Arka sokaklarda yaşayan, toplum dışına itilmiş, yolda görünce görmemezlikten gelinen hasta, yoksul, zavallı, suçlu insanların anlatıkları hayat bulmuş Suat hanımın kaleminde. Yağmur, çamur, soğuk demeden, korkmadan dolaşmış bu insanlar arasında ve sessiz çığlıklarına ses olmaya çalışmış. Sadece insanlara değil değişen, bozulan belki de yok olan İstanbul'un çehresine de ışık tutmuş. İstanbul Halkı Nerelerde Oturur? Düne Nazaran Nasıl Yaşıyoruz? Acı Bir Anket: Veremlilerle Konuştum Günü Gününe Yaşayanlarımız Çöken Boğaziçi İstanbul'un Altında Kimler Yaşıyor? Beyoğlu bu röportajların ana başlıkları. İçim acıyarak, hüzünlenerek okudum o çaresiz insanların hallerini. "Çöken Boğaziçi" başlıklı bölüm özellikle İstanbul'u tanıyan, orada yaşayan dostların daha fazla ilgisini çekecektir diye düşünüyorum. Son sözü ise Pınar Öğünç kaleme almış ve Suat hanıma sormak istediklerini,
Çöken İstanbulSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202121 okunma
Puan vermedi·342 syf.··
2022 56. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2022 11:38
Kitabın adı:Çöken İstanbul Yazarın adı:Suat Derviş Sayfa sayısı:342 Yazarımızdan yine güzel bir kitap okudum. İstanbul 'u adım adım dolaşmış yağmur çamur kar uzak yakın demeden. Şans bu ya hepte yağmura denk gelmiş. Yılmamış her köşesine gitmiş insanlarla konuşmuş, sormuş dinlemiş. O zamanlar hastalık çokmuş ince hastalık derlermiş Verem hastalığına. Açlık çok iş güç yok hastalar tedavi olamıyormuş. Hastanede yatıp yatıp çıkıyorlar ama ilaç alamıyorlar sonuç mu.....
Çöken İstanbulSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202121 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Suat DervişYazar · 36 kitap
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde gazeteciliğe başlayan Suat Derviş Hanım, ülkenin öncü gazetecilerinden biri ve döneminin en üretken yazarlarındandır.. Otuza yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çeviriler yayımlanan Suat Derviş'in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye'dir. Eserleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Adı, toplumcu gerçekçilik ile birlikte anılır. Avrupa'ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusudur. Kadın hakları, demokrasi alanlarında mücadele etmiş bir aktivisttir. 1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi. Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünun'un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa'nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid'in mabeyncilerinden Kamil Bey'in kızı Hesna Hanım'dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım'ın kardeşidir. Çocukluk çağında evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi. Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi'ne, ardından Bilgi Yurdu'na devam etti. Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet 1918'de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından 'hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı. Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir. Şair Nazım Hikmet, 1920'de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş'e ithafen yazmıştır. İlk eserleri Suat Derviş'in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkum güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923'de yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine(1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul'un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. 1925'te ilk hikayeleri Almanca'ya çevrildi. İlk gazetecilik deneyimleri Derviş, ilk romanı yayımlandığı sırada Alemdar gazetesinde çalışmaktaydı. 1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey'le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yaptı. Bir süre sonra Alemdar'dan ayrılıp İkdam'a geçti ve gazetede bir kadın sayfası hazırlayacak bu konuda öncü oldu. Berlin yılları 1927'da konservatuar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya'ya gönderildi; Berlin'de Sternisches Konservatuvarı'nda piyano dersleri aldı. Bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya'da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. Yazıları çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinden siyasi gazetelere kadar pek çok yayın organında yayımlandı. 1932'de babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olmadan Türkiye'ye döndü. Yurda dönüş ve 1930'lu yıllar Yurda döndükten sonra Babıali'nin başarılı muhabirleri arasına girdi; İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara'da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımladı. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürdü. Onu Bekliyorum (1934), Onları Ben Öldürdüm (1935), Baba Oğul (1936) romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildi. Resimli Ay'da çalışmaya başlaması ile solcu basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi. 1936 yılından itibaren çalışmaya başladığı Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalıştığı dönemde Sovyetler Birliği'ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını etkiledi. Dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "kıpkızıl komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu. Gezinin yapıldığı 1937'de tefrika edilen Bu Roman Olan Şeylerin Romanı görüşlerindeki değişimi yansıtır. Gazetelerde nazizme, faşizmin yükselişine ve adaletsizliğe karşı yazılar yayımlarken romanlarında köşklerde yaşanan aşkları, yemek ziyafetleri ve davetleri yazmayı reddeden yazar, artık toplumcu- gerçekçi bir edebiyat anlayışına yönelmiştir. 1938'de Bir İstanbul Gecesi tefrika edildi, 1939'da "Hiç romanı yayımlandı. Politik yaşamı ve mahkumiyeti Suat Derviş'in sol görüşleri, kısa süren ilk üç evliliğinin (Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile) ardından 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş'i bir araya getiren, partinin talebi doğrultusunda çıkarttıkları "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Çift, Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan dergiyi 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 arasında yirmialtı sayı yayımladı. Derviş, dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu. 1944'te Zeynep İçin romanını yazdı. Aynı yıl Biz Üç Kardeşiz, Fosforlu Cevriye, Çılgın Gibi' romanları gazetelerde tefrika edildi. "Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944'te yayımlanmasından sonra gazeteci kimliği ile hiçbir yerde iş bulamayan Suat Derviş, gerçek ismi olan 'Hatice Saadet Baraner' yerine takma adla yazılar yazmaya başladı. Aynı yıl TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşüren yazar, Reşat Fuat Baraner'i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi'ne katıldığı gerekçesiyle yargılandı, 8 ay tutuklu kaldı. Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti.. Geçimini sağlamak için Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler ve editörlük yaptı. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazdı. 1947'de "Büyük Ateş ", 1950'de "Yaprak Kıpırdamasın " romanları tefrika edildi. Paris yılları 1951'de tekrar tutuklanan eşinin 1953'de yargılanmaya başlaması üzerine kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık ülkeden ayrıldı; İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Avrupa'da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı; kendisini yurtdışında tanıtacak kitapları kaleme aldı. Zeynep İçin romanını Ankara Mahpusu adıyla yeniden yazdı. Romanı, ablası Hamiyet Hanım Fransızca'ya çevirdi. 1957'de Le Prisonnier d'Ankara adıyla yayımlanan eser on sekiz dile çevrildi ve o kadar beğenildi ki eleştirmenler tarafından Ivo Andriç'in Drina Köprüsü'nden bile daha iyi bulundu. Daha önce yayınlatamadığı Çılgın Gibi eserini Fransızca'ya çevirdi. Eser, Les Ombres du Yali (Yalının Gölgesi) adıyla 1958'de yayımlandı. Yurda dönüşü Reşat Fuat Baraner'in hapisten çıkmasının ardından 1963 yılında Türkiye'ye döndü. Bu dönemde takma isimler roman ve hikayeler, çocuk masalları yazdı, tercümeler yaptı. Aksaray'dan Bir Perihan adlı romanı 1963'te Gece Postası'nda tefrika edildi. Fosforlu Cevriye, öğrenci ayaklanmaları ve sert isyanların zirveye ulaştığı 1968'de May Yayıncılık tarafından Ankara Mahpusu ile birlikte yayımlandı. Son yılları ve ölümü 1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti. Moskova'da geçirdiği ameliyat sonrası gözlerinden birinin belli oranda düzelmesinin ardından arkadaşı Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. Derneğin kapatılması üzerine yeniden yazarlığa ağırlık verdi. Sürekli göz altında tutulan Şişli'deki evini devrimci gençlere açıp onları gizledi. 1971'de evi basıldı, birçok solcu genci evinde sakladığı ortaya çıkınca tutuklandı. Ertesi sene Fosforlu Cevriye 'yi Gülriz Sururi için senaryoya dönüştürdükten kısa süre sonra şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırıldı. 23 Temmuz 1972'de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde hayatını kaybetti.