Alnım soğuk cama dayalıydı, ne kadar zaman sonraydı bilmiyorum, kendime acıyordum, kendime acımaktan hoşlanıyordum ve gözlerimde yaşlar birikecek sanıyordum ki hafif bir rüzgarın içinde kar atıştırmaya başladı.
Kar tanelerini seyrettim. Hafif hafif salınarak aşağı iniyorlar, derken bir noktada sanki kararsız kalıp benzerlerini izliyorlar, sonra rüzgar onları alıp götürüyordu.
Telaşa kapıldım, hızlı hızlı yürüdüm, ama her adımımda yeni bir dünyanın gerçekleştiğini görmek için değil, bir an önce odamda kitabımla yalnız kalmak için. Koşar gibi yürürken kendimi şimdiden kitaptan fışkıran ışıktan yapılmış biri olarak görmeye başlamıştım bile. Bu da beni yatıştırıyordu.
Kelimelerle onların bana anlattiklan seylerin birbirlerinden apayri olmasi gerektigini de iste böyle anladim. Çünkü, ta başından itibaren kitabin benim için yazildigini sezmistim. Okurken, her kelimenin, her sozün içime isleyisi zaten bu yüzdendi. Onlar olağanüstü sozler,ışıl ışıl parildayan kelimeler olduklari için degil, hayir; kitabin benden söz ettigi duygusuna kapildigim için.