Uğranılan haksızlıklara ve hakaretlere koyun gibi tahammül etmemek insanlığın başlangıcıdır evlat…
Daima söylerim ya, toysun. Bu hayatta nezaket sökmez. Çaresiz, mütecaviz ve haşin olacaksın.
Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir…
Şimdi anlıyorum ki değilmiş…
Yollar görünmez kayalarla doluymuş…
Onlara çarpmamak lazımmış…
Daha fenası gizli cereyanlar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını fark edemezmiş… Tâ kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar…
İnsan düşündüğünün, yaptığını sandığının tam tersini yapar çoğu zaman. O ülkeye giderken kendine dönersin, kitabı okuyorum sanırken yeniden yazarsın, yardım ediyorum derken yaralarsın…
Ben bir zamanlar başka biriydim, o başka biri de ben olmak isterdi. Ben bir zamanlar zamanın tatlı tatlı yoğunlaşıp sıkışacağı ve renkleri aklımın içinde şelaleler gibi akacağı bir hayatı düşlemiştim, düşlemiştim değil mi ?
Eve döner dönmez bu güçle masaya oturdum ve kutsal bir şeye gövdemi teslim eder gibi, kitaptan fışkıran ışığı yüzüme cesaretle tuttum.
Işık önce kuvvetli değildi, ama kelimeleri okudukça, sayfaları çevirdikçe beni öylesine derinden sardı ki, bütün varlığımın eriyip gittiğini hissettim. Dayanılmaz bir yaşama ve koşma isteğiyle karnımda bir sabırsızlık ve heyecan ağrısı hissederek sabaha kadar okudum.