İnsan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamın bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişilerde bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.
Git, kendine bir sürü al ve en iyisinin bizim şatomuz, en güzel kadınların da bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş. Delikanlı, babasıyla yaptığı konuşmayı anımsadı ve kendini mutlu hissetti; daha şimdiden bir çok şato, bir çok kadın tanımıştı. Ama bu kadınlardan hiçbiri, iki gün sonra göreceği kadının eline su bile dökemezdi.
Bir çocuk sepropia denilen bir tür güve kozalarını topluyor ve bahar gelince güvelerin kozalardan nasıl çıktıklarını hayret ve ilgi ile izliyordu. Fakat güvelerin kozadan çıkarken sarf ettikleri gayret ve çırpınma karşısında da içinde bir acıma hissi gelişiyordu. Babası bir gün, bu böceklerin bir tanesinin kozadan çıkmasını güçleştiren ipeği makasla kesti. Fakat sonuç şaşırtıcıydı, çok geçmeden böcek öldü.
Hepimiz kar taneleri kadar farklıyız. Hayat amaçlarımız da o kadar farklı olabilir. Size “başarı, başarı” diye öğrettikleri şey, belki de başarı değildir.