Kimsenin kimseyi incelemeye, incelese bir şey bulmaya, bulsa bulduğunu anlamaya niyeti yoktu. Bu niyetsizliğin dışa vurumu bana neş'e gibi gelirdi. Hiçbir şeye eğilmeyen, eğilemeyen neşelenirdi. Buna rağmen neşe makbul bir şeydi.
Kendimi trene bindirmiş, kalanımla onu uğurlamışım gibidir. Kendinden ayrılmak ayrılıklardan şikâyet edenin bileceği bir şey olsa hiçbir ayrılığa biraz melâl hariç fazlaca dertlenilmez.
Dünyanın umrunda olmadığını anla, anla ki acıya eğilmiyorsa kendi de acı çekmediğindendir. Nasıl ki kurumuş kertenkeleye bile kendisi de kurban edilmeye götürülen İsmail acıdı ancak. Ve o kurumuşa bir damla su ihsan etti kendi pınarlarından. Hiçbir pür neşe eğilip bakmadı bir büzülüp kıvrılmışa, biraz öyle durup sonra karışmak var dünyanın tozuna, külüne toprağına.
Ne tenha bir yer burası, bir acı goygoycudan, bir dert kendi derdini unutmak isteyenden, bir düşünce kendi düşüncesini sağlamlaştırmak isteyenden, bir hakiki söz onu sade ezberine almak ve heybesine kendinin olarak katmak isteyenden başkasına rast gelemiyor. Aramak, sahibini aramak ve onu teselli etmek için değil bulup rast gelip kendine mal etmek için bir gayrette olmaya hitap ediyor.