Kim bilir hangi kaygılı amanı kattın yine?
Bir sabahtan bir beklenti dilenmeyeli epey olmuş.
Düğümlenmiş sözcüklerden bir ilmek atmışsın boğazının tam ortasına!
Hangi acıdan kaptın da vebanı, helalinden bir gün geçmez boğazından?
Ehline denk gelmeyen bir suskunluk gibisin!
Nereye kaldırdın da başını sadece çırpınmaktan haberdar bir gök gördün böyle?
Biraz kapatmışsın sanki pencereleri.
Göğsünde bir şey acır gibi ürkek yüzler toplamışsın gördüğün her aynada.
Ölü iplerin başı boş muhabbeti dolanır boynunda!
Sanki herkesten gizli birazcık da ağlamış gibisin.
“İyiyim” der gibi gülmüşsün sonra.
“Çok iyiyim” der gibi…
Sahi hangi donuk çerçeveden aşırdın bu gülüşü?
Hangi durgun deniz geçmiş gözlerinde?
Bir yanını balkonlara asmışsın, bir yanını kilitlemişsin bodrumlara.
Musadan yana olup en geride kalıp da firavunla ölmüş gibisin!
Söylesene hangi çoban matıyla üç hamlelik yem olmuşsun dünyaya?