“İnsanlar gözlerini kaybettiklerinde değil, vicdanlarını kaybettiklerinde körleşir.
Körlüğün en tehlikeli biçimi, ‘görmek istememektir’.
Bu körlük, toplumları felakete sürükler;
çünkü görmeyen gözden çok,
duymayan vicdan felakettir."
İçimde söylemek istediğim çok şey var sanki. Çok büyük şeyler. Bunları ifade etmenin yolunu bulamıyorum. Bazen bana öyle geliyor ki bütün dünya, bütün hayat, her şey içimde duruyor ve sözcüsü olmam için feryat ediyor. Hissediyorum... ama anlatamıyorum... İnsan bazen içinde taşıdığı düşüncelerin ağırlığını hisseder , söylemek istedikleri birikir büyür ama bir türlü nasıl anlatacağını bilemez.Kelimeler yetersiz kalır .Anlatılamayan her şey dışa vurulmadıkça bir yük gibi taşınır. Zamanla bu yük insanın içinde sıkışıp kalır.Kendi kimliğini bulamayan, dışarıya çıkamayan düşünceler biriken sessizlikle birleşir ve insan bir noktada bu boşluğu kabul etmek zorunda kalır ancak bu sessizlik bir yandan da derinleşmeye başlar. Belki de insanın en büyük savaşı düşüncelerinin , duygularının derinliklerine inmek ve orda içine hapsolmuş olan anlamı bulmaktır…
Şiir gibi bakan kadınları Şiirden anlayan adamlar sevmeli. Sevmeli ki, ziyan olmasın o mısralar.. Ya da, Şiir gibi bakan kadınlar Şiirden anlayan adamları sevmeli. Sevmeli ki, ziyan olmasın o mısralar.. Ya da onun gibi bir şey işte..