Herkese merhaba! Bugün Olimpos Kahramanları serisinin ikinci kitabı olan Neptün’ ün Oğlu adlı kitabı yorumlayacağım.
Konusundan kısaca bahsedeyim; Percy uzun bir uykudan uyandıktan sonra kendini iki yılan saçlı kadınla yüz yüze buluyor. Her ne kadar denerse denesin bu yaratıklar ölmüyor. Percy gizemli yaşlı bir kadın tarafından bir kampa götürülüyor. Üstelik onun gibi melezlerle dolu bir kampa. Percy daha önce buna benzer bir kampa gittiğini anımsıyor fakat hafızasını kaybettiği için hiçbir şey hatırlamıyor. Daha doğrusu tek birini hatırlıyor: Annabeth. Kampa gelir gelmez iki yeni arkadaşı Hazel ve Frank’ le birlikte zorlu bir göreve çıkması gerekiyor. Görevi Alcyoneus’ u öldürüp Ölüm’ ü serbest bırakmak. Percy, bu zorlu göreve giden yolculukta geçmişini yavaş yavaş anımsamaya başlıyor. Ve bu beni çok duygulandırıyor... İlk kitapta Percy’ nin olmamasına üzülmüştüm. Şimdi de Percy var ama eski arkadaşları Annabeth ve Kıvırcık yok... Ya da Melez Kampı’ nda geçmiyor olaylar. Ben bu kitaptan çok daha ümitliydim fakat beklentilerimin altında çıktı. Kitap çok kötü demiyorum. Zaten Rick Riordan’ ın kötü bir eseri olamaz. Hata okuduğum birçok kitaptan güzeldi. İşin içine Roma mitolojisi giriyor. Bu da biraz kafamı karıştırıyor. Örneğin yazarımız ilk seride bize Poseidon, Hades, Zeus demeye alıştırdı şimdi de. Neptün, Pluto, Jüpiter dememizi istiyor. Bu da kafamı karıştırdı. Daha bilmediğimiz bir sürü terim var. Zaten bu yüzden de kitabın son sayfalarına sözlük yapmışlar. Çoğu kişi Athena’ nın İşareti’ nin çok daha güzel bir kitap olduğunu söylüyor. Buna bende eminim çünkü yedi melezimiz Argo II de buluşacak. Zaten kitabın sonlarına doğru gelmiş oluyorlar ve Percy’ nin şu sözü beni duygulandırıyor.
“Gidelim,” dedi. “Sizi diğer ailemle tanıştırayım.”
Ve Percy’ nin annesinin