Spitta'ya göre zihnin (ruhun), uykudan etkilenmeyen kısmı duygusal yaşamdır ve rüyaları işte bu alan yönlendirmektedir. "Duygu" ile kastettiği şey, "insanın en derin öznel varlığını oluşturan istikrarlı duygular birleşimidir."
Aristo gibi çok eskilerde kalan bir yazar bile, bir hastalığın başlangıcının uyanık yaşamda bu konuda daha hiçbir şey fark edilmeden önce, rüyaların izlenimler üzerindeki abartıcı etkisi nedeniyle kendini rüyalarda pekala hissettirebileceğini düşünmüştür.
"Hildebrandt: İlginç olanı, rüyaların malzemeyi önceki günün büyük ve sansasyonel olaylarından, güçlü ve sürükleyici ilgilerinden değil, son zamanlarda yaşanan veya daha uzak geçmişte kalan olayların rasgele ayrıntılarından, deyiş yerindeyse değersiz parçalarından almasıdır. Bizi derinden etkileyen, gecenin geç saatlerinde ağırlığıyla uyuduğumuz bir aile yası, sabahleyin uyanıp da rahatsız edici bir yoğunlukla tekrar hatırlanıncaya kadar bellekten silinip gider."