Hakan Gürses

Seçmeme Özgürlüğü
Seçme eylemi, bizzat onun üzerine kurulmuş olan demokrasi sisteminde bile artık önemini ve anlamını yitirmiştir. En tipik, en sık görülen seçim davranışı, insanı seçtiği şeyin sahibi olmaya götüren davranıştır. Sonunda sahipleneceğimiz şeyleri seçmek üzere koşullandırılırız. Sahip olmakla güçleniriz. Gerek satın alma eylemi, gerekse sahip olma durumu, insanı güçle donatır. Sahip olunun nesneyle sahibi arasındaki ilişki, o nesnenin özündeki gerçek değerden bağımsız olarak vardır. Seçme eylemine bir egemenlik duygusu eşlik eder: O sürece, seçilen şeye egemen olma duygusu. Bir güçlülük ve iktidar duygusudur bu: Herhangi bir karşılıklılık gerektirmeyen bir " Ben seçtim..." duygusu. Tek yanlı olmasına karşın ilişki tamdır, eksiksizdir.
Sayfa 116·Kitabı okudu
Düşünce
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
senin cinsiyetin ne ?
Cinsel kimlik, birbirini dışlayan iki şıktan ibaret bir seçim değildir. Yapay bir erkeklik-dişilik skalası boyunca kesintisiz bir süreklilik de değildir. Üniforma için bir başka kategori oluşturabilecek biseksüellik de değildir. Cinsel kimlik, insanın kendi cinselliğini bireysel olarak algılaması ve yansıtmasıdır - tıpkı, mırıldandığımız her an değişen bir melodi ya da renk, biçim ve koku bileşimini sürekli değiştiren bir çiçek bahçesi gibi. Bu anlamda, her bireyin değişik bir cinselliği vardır; çünkü her birey tüm olası davranışlardan ve hayallerden, kendi kimliğine ilişkin bir birleşim ve permütasyon yaratacaktır. Böylece kişi, kendisi ve başkaları tarafından kolaylıkla tanınabilen bir cinsel üniforma giymekten kurtulacaktır artık. Cinsel kimlikle ilgili özgürlük ve kurtuluş, hiçbir kimlik, model ve imaja uymamakla mümkün olabilir ancak. "Model" içimizdedir ve ne kadar insan varsa o kadar da model, hatta her birimizin binbir çeşit modeli vardır.
Sayfa 108·Kitabı okudu
Düşünce
senin cinsiyetin ne ?
Güç, itaat ister, itaate bağımlıdır. Önce sol ayağı atarak muntazam yürüyüşe geçmenin, savaşları kazanmakla hiçbir ilgisi yoktur. Ancak bu, askerleri sorgusuz sualsiz itaate koşullandırmaya yarar. Ve böylece askerler, sorgusuz sualsiz ölüme giderler. Cinsel kimlik modelleri, toplumdaki egemen güçler tarafından imal edilen ve amaçlarına hizmet ettiği sürece korunan yapay şeylerdir. Tam olarak açıklanmayan, ama her zaman mevcut olan standartlardır bunlar. Öylesine katı cinsel standartlarımız var ki, bunlardan herhangi bir sapma derhal fark edilir. Katı cinsel rollerin korunması, topluma düzen verir. Tekdüzelik ve standartlaştırma, bir otoritenin varlığını insana her an hatırlatır. Cinsel yaşamınıza ilgili standartlar yazılı olmadığı için otorite daha da güçlüdür.
Sayfa 104·Kitabı okudu
Düşünce
Sözcük Mahpusları
Konuşma diline öyle alışmışız ki, arabayı atın önüne koşuyoruz. Yapay kategoriler, yaşam deneyimlerinin yerini almış durumda. Tüm duygularımızın toplamından da yoğun kavramlar, her nasılsa sözcüklere emanet ediliyor. Türümüzün en karmaşık ve en zengin deneyimlerinden biri olan aşkta örneğin, "seni seviyorum" sözcükleri, bakıştan, temastan, kokudan ve aşkı ifade eden çeşitli seslerden çok daha büyük önem kazanmıştır. Duyularımızın ortak yaşanmışlığı aracılığıyla aşkı paylaşmaktansa, ona sözcüklerle sahip çıkmaya çalışıyoruz. Her aşk farklı olduğuna göre, her aşkta, paylaşılan sözcükler de farklı olur, diye düşünüyor insan. Ama, hayır! Kalıp sözcükler, yaşadıklarımızdan daha önemli. Ve "seni seviyorum" cümlesindeki totaliter sahiplenme, tüm aşk deneyimlerini standartlaştırıyor. Aşkı nicelleştiriyor. Bu tümceyi, aşkı aritmetiğe dökmek için kullanıyoruz: " Ben, üç kere aşık oldum." Aşkın söz aracılığıyla sahiplenilmesi ve nicelleştirilmesi, aşkın çok renkli ve çok dilli olduğu yaşanmışlığına aykırıdır; onun insandan insana ve deneyimden deneyime değiştiği gerçeğine ters düşer.
Sayfa 36·Kitabı okudu
Sözcük Mahpusları
Birbirimizi anlayamayacağız korkusuyla, sözcükleri gereğinden çok fazla kullanıyoruz. Konuşmamanın, iletişim kurmayı reddetme anlamına çekilmesinden, kabalık olarak görülmesinden korkuyoruz. Ayrıca, çok fazla konuşuyoruz. Sessizlik bizi ürkütüyor. Sessizliği denetleyemiyoruz. Oysa sessizlikte, sezinlediğimiz ama tanımadığımız dürtülerin, özgürlüğün ve gelişigüzelliğin son noktası saklıdır. Sözcükleri kullanmakla, sessiz dünyaya kendi düzenimizi zorla kabul ettirmiş okuruz. Kendimizi güvende hissederiz. Sözcük kullanmamız, etrafı izleme, bilinmeyeni sorgulama, sözlü tanıma haritası olmayan şeyleri sözcüklerle kodlama eğilimimizden doğan bir gücün işaretidir. Sözcükleri kullanmakla, çevrenizdeki şeylere sahip oluruz. Sahip olunca da kendimizi güçlü, her şeyi denetleyen bir konumda hissederiz. Aymazlığımızın doruğu da budur işte. Başını kuma gömen devekuşundan farksız bir durum. Birer ikame olan sözcükler, kendimizi yaşama bırakmaktan alıkoyar, deneyimlerinizin önüne geçer. Sözcükler bizi kör eder. Tüm duygularımızı ve düşüncelerimizi birer sözcüğün içine sıkıştırma yolundaki baskın faaliyet, duygularımız aracılığıyla ulaşacağımız kavrayışı engeller, önünü keser. Böylece duyular, sözcüklere bir yardımcı olarak kullanılır yalnızca. Yalnızca sözcüğün anlamını zenginleştirmek için kullanırız onları.
Sayfa 36·Kitabı okudu