En büyük kahramanlık bile,
insanın kendi duyguları karşısında kırılgan kalır.
Ariosto klasik şövalye hikâyelerinin bütün malzemesini kullanır: savaşlar, aşk, onur, sadakat…
Ama bunları ciddiyetle yüceltmek yerine,
sürekli yerinden oynatır.
Hikâye bir karakterden diğerine atlar,
bir olay yarım kalır, başka bir yerde devam eder.
Bu kopukluk bir eksiklik değil, bilinçli bir tercihtir:
düzenli bir kahramanlık dünyasının aslında ne kadar dağınık ve kontrolsüz olduğunu göstermek.
Orlando karakteri, ideal bir şövalye gibi görünür.
Ama Ariosto’nun ilgisi onun gücünde değil,
aklını kaybetme potansiyelindedir.
Aşk, burada yüceltilen bir duygu değil;
insanı dengesizleştiren, yönünü şaşırtan bir güçtür.
Bu ilk kitapta dikkat çeken en önemli şeylerden biri,
anlatıcının kendisidir.
Ariosto sık sık araya girer, yorum yapar,
okurla konuşur.
Bu tavır, metni “ciddi bir destan” olmaktan çıkarır
ve onu oyunsu, ironik bir anlatıya dönüştürür.
Çılgın Orlando, tek bir hikâye anlatmaz.
Birden fazla karakterin yolu kesişir, ayrılır, yeniden birleşir.
Bu yapı, insan hayatının kendisine daha yakındır:
düz bir çizgi değil, sürekli yön değiştiren bir akış.
Ariosto’nun dili zengin ve ritimlidir,