Mutlu olmak
Yaz defterine Fatih yaz Bugün de ölmedin atlattın yaz hakiki mutluluk bu dünyada olamayacak kadar güzel olmalı
İnsan ruhu aslında cennet için yaratılmıştır. Bu yüzden dünya ona dar gelir, kalbi burada tam anlamıyla huzur bulamaz. İçinde tarif edemediği bir özlem, dinmeyen bir hasret ve adı konulamayan bir arayış taşır. Çünkü ruh, fânî olanın değil, bâkî olanın yolcusudur. Dünya, bütün güzelliklerine rağmen ruhun ebedî ihtiyaçlarına cevap verebilecek kadar geniş değildir. En güzel manzaralar bir gün sıradanlaşır, en tatlı kavuşmalar ayrılık gölgesini taşır, en büyük sevinçler bile zamanla hatıraya dönüşür. İnsan bazen bunun farkına varmadan yaşar; fakat gecenin sessizliğinde, kalabalıkların dağıldığı anlarda gönlünün derinliklerinden yükselen o ince sızı ona hakikati fısıldar: "Sen buraya ait değilsin." Bu yüzden insan ne kadar dünyaya sarılırsa sarılsın, içinde tamamlanmamış bir cümle gibi duran bir eksiklik hisseder. Servet biriktirir, makam elde eder, alkış toplar, sevilir, sever; fakat yine de kalbinin en derin köşesinde dolduramadığı bir boşluk kalır. Çünkü ruhun aradığı şey geçici nimetler değil, sonsuzluğun kendisidir. Belki de bu yüzden her güzel şeyin ardından hüzün çöker gönle. Açan her çiçeğin solacağını, doğan her günün akşama ereceğini, kavuşulan her şeyin bir gün ayrılığa uğrayacağını bilir insan. Dünya sürekli değişirken ruh, değişmeyeni arar. Fanilik içinde bekayı, gölgeler arasında hakikati, geçici sevgiler içinde sonsuz sevgiyi arar. Oysa cennet, ruhun ezelden beri özlemini çektiği o hakiki vatandır. Orada zaman eskimez, nimet tükenmez, güzellik solmaz, ayrılık yaşanmaz. Orada korkunun yerini emniyet, hüznün yerini sevinç, yorgunluğun yerini huzur alır. İnsan ruhu ilk defa orada tam anlamıyla dinlenir; çünkü yaratılış gayesine uygun olan mekânı bulmuştur. Dünyadaki özlemlerimiz, aslında cennetin hatırasından kalan ince izler gibidir. Kalbimizi sebepsiz
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Azgın Nefsin Şerrinden Korunmak
“Nefsin şerrinden korunmak”, İslâm ahlâkının tam merkezinde yer alan en hayati ve en önemli meselelerden biridir. İnsan hayatındaki en büyük mücadelelerden biri, dış düşmanlarla değil; insanın kendi içindeki nefisle verdiği mücadeledir. Çünkü nefis, kontrol edilmediğinde insanı günaha, kibire, azgınlığa, hevâ ve arzuların peşinden körü körüne gitmeye sürükleyebilir. Terbiye edilmediğinde insanı adım adım helâke götüren bu güç, terbiye ve tezkiye edildiğinde ise insanın manevî yükselişine, olgunlaşmasına ve hakiki kurtuluşuna en büyük vesile olur. Bu konuda hem Kur’ân-ı Kerîm’de hem Hadis-i Şerifler’de, ayrıca sahâbe ve tasavvuf büyüklerinin sözlerinde bizlere bırakılmış çok zengin, köklü bir miras vardır. 1. İlahi Kelâmda Nefis Terbiyesi Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de nefis terbiyesinin ve tezkiyesinin (arınmanın) gerekliliğini ve önemini açıkça ortaya koyarak şöyle bildirir: “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kirleten ise ziyana uğramıştır.” (Şems, 9-10) Başka bir Ayet-i Kerime’de ise nefsin insanı her an kötülüğe ve harama sürükleyebilecek potansiyeli şöyle ifade edilir: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettiği hariç, kötülüğü emreder.” (Yusuf, 53) Rabbimiz, nefsani arzuları frenlemenin ebedi mükafatını ise şu müjdeyle beyan buyurur: “Rabbinden korkan ve nefsini hevâdan alıkoyan kimsenin varacağı yer Cennet’tir.” (Nâziât, 40-41) 2. Sünnet-i Seniyye’de Nefis Mücadelesi İki Cihan Güneşi, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurmuştur: “Gerçek mücahit, Allah Teâlâ’ya itaat yolunda nefsiyle cihad edendir.” (Sünen-i Tirmizî) Manevi uyanıklığın ve akıllılığın ölçüsünü bildiren bir diğer hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır.” (Sünen-i
Hayat ve İnsan
"Zaman herkesin maskesini düşürür."
"Hayat, yaş aldıkça etrafımızdaki insanları azaltan muazzam bir filtreleme sistemine sahiptir. Gitmesi gerekenler gider, kalması gerekenler ise tüm fırtınalara rağmen yanınızda kök salar. Eksilen her insan için yas tutmayı bırakın; hayat sadece yüklerinizden kurtulmanıza yardım ediyordur. Kimin hakiki, kimin geçici olduğunu görmek için sadece zamana mühlet verin.
"Dostunun ayıplarını ve kusurlarını görmediğin sürece gerçek dostluğun tadına varamazsın. Hakiki dost, sana mazeret arayan değil,mazeretini kabul edendir." Yahya bin Muaz rahimehullah ☀️🌺
Duygu ve Düşünce
Nefisle Mücadele, Tevazu ve Hakiki Kurtuluş
İnsan hayatındaki en büyük mücadele, dış düşmanlarla değil; kendi nefsiyle verdiği mücadeledir. Çünkü nefis; kibri, gururu, hevâyı, dünya sevgisini ve kötülüğü insana süslü gösterir. Terbiye edilmediğinde insanı helâke sürükler; terbiye edildiğinde ise Allah Teâlâ’ya yaklaştırarak kurtuluşa erdirir. Bu yönüyle nefis terbiyesi, insanın kötülüklerden iyiliğe, gafletten şuura doğru çıktığı bitmek bilmeyen bir manevi hicret yolculuğudur. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur: “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kirleten ise ziyana uğramıştır.” (Şems, 9-10) Bir başka ayet-i kerimede ise nefsin bu amansız yönüne şöyle dikkat çekilir: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettiği hariç, kötülüğü emreder.” (Yusuf, 53) Bu yüzden Mü’min, nefsine asla güvenmez; onu her an adeta bir elekten geçirir gibi hesaba çeker ve durmaksızın terbiye etmeye çalışır. Kibir: Şeytanın İlk Günahı Kibrin ve “benlik” davasının tarihteki en büyük ve en ibretlik örneği şeytandır. Allah Teâlâ, Âdem Aleyhisselâm’a secde edilmesini emredince şeytan gururuna yenik düşerek şöyle dedi: “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın.” (A‘râf, 12) Şeytanın asıl problemi ateş ve çamur değil, kendisini üstün görme yanılgısıydı. Kendini kıyasladı, kibirlendi ve neticede Allah’ın rahmetinden ebediyen uzaklaştı. Bu yüzden insan; ilmiyle, makamıyla, malıyla, ibadetiyle, soyu ve güzelliğiyle asla kibirlenmemelidir. Nitekim ecdadımız bu hakikati ne güzel dile getirmiştir: “Kibirlenme padişahım! Senden büyük Allah var!” Nasıl ki olgunlaşan bir meyve tatlandıkça ve ağırlaştıkça ağırlığından dolayı başını aşağıya eğerse; gerçek bir Mü’min de ilmi, yaşı, tecrübesi ve manevi olgunluğu arttıkça o nispette mütevazı olur, kibirden uzaklaşır. Nitekim Hazret-i Muhammed
Hayat ve İnsan