Hâlbuki ihâta zihni ağırlaştırır. Birçok küçük vakadan toplanan büyük yığınlar hafızayı yorar. Büyük düşünürler ihtiyaçları olan bilgileri mümkün mertebe not şeklinde ezberlerler. Bir ayaklı kütüphane olma şerefi onları hiçbir vakit imrendirmez. Araştırmaları esnasında daima genel fikri meydana çıkarmaya çalışırlar. Araştırmalarını gayet sıkı bir eleştiriye mâruz bırakırlar. Uzun incelemeler neticesinde yanlışlanıp çürütülmezse ancak o zaman topladıkları bilgilerin kuvvet kazanmasına izin verir ve bunları o derecede severler ki bu sevda ile dirilip hayat bulan bilgiler, âtıl ve ölü fikirler derecesinde kalmayıp faal ve kuvvetli bir kudret kazanır.
Bir cinayet veya intiharın "sebebini keşfetmek için yalnız kadın parmağı aramak yeterli değildir. Çoğunlukla da kitap parmağı aramak icap eder."
Louis Proal
Her defasında başarının mümkün olduğunu iddia etmiyorum, fakat bugün muvaffak olmasam bile bunu telkin miktarının yeterli olmamasına bağlıyorum. Dolayısıyla telkini yeniden canlandırmaya, nihayet bir zaman gelip de zihnimde yerleştiğini hissedinceye kadar tekrarlamaya başlıyorum. Bu neticeyi elde ettikten sonra da durmuyor, derhal çalışmaya başlamak için kendimde bir sabırsızlık bulunmasına rağmen telkinlere devam etmek için nefsimi zorluyorum. Çünkü eminim ki bu basit telkin sayesinde çalışmalarım daha kolay ve daha güzel olduğu gibi vaktimi de çok daha idareli kullanmayı başarıyorum. Bunun için telkinlerimi daima açık bir hâle ulaştırıncaya kadar çalışıyorum.
"Bazı insanların saat kaçta uyanacaklarını daha uyumadan önce belirleyebildiklerini biliriz. Bir seyahate çıkmak niyetiyle, mesela sabahın saat üçünde uyanmaya karar veriyor ve hakikaten saat üç olduğu gibi derhal uyanıyorlar. İşte kararın bilince muhtaç olmaksızın, yalnız bilinçaltı merkezlerin tesiriyle fiile dönüşmesi bu şekildedir. Gerçekten de böyle kararlar herkeste başarı getirmez. Fakat daime başarı getirecek bir usûl ister misiniz: Saatin çalmaya başlayacağı ilk anda uyanmaya karar verip derin bir uykuya yatıyoruz. Birdenbire saat çalmaya başlıyor ve biz de bir yay gibi yataktan dışarı fırlıyoruz. Bilinçaltı, saatin çalmasını bekliyordu ve hemen kasların harekete geçmesi için gereken emirleri gönderdi. Okurlarıma 'Bu her gün başarıyla sonuçlanan bir tecrübe değil mi?' diye sorabilirim. Cevap olarak kötümser bir tebessüm mü görüyorum, aldanıyor muyum? Tekrar soruyorum;
'Bu usûl her zaman başarılı olmaz mı?'
'Hayır.'
'Hayır mı!? O hâlde size sebebini izah edeyim. Saatin alarmı çalıyor; karar, 'Derhal ayağa kalk'' emrini veriyor. Hemen sizi itaate sevk edecek hareketler başlıyor. Fakat sizi uyandıran darbe, aynı zamanda iradenizi de elinize teslim ediyor. 'Hele duralım' diyorsunuz, 'Bu kadar çabuk kalkmaya gerçekten gerek var mı? Alarm çalmaya başladığı gibi kalkmaya karar vermiştim, fakat hiç olmazsa alarmın bitmesini bekleyeyim.' Alarm artık çalmıyor, fakat siz emin olmak için biraz daha bekliyorsunuz. Bu noktada hiçbir şüphe kalmadı, fakat şüpheyi siz başka bir tarafta arıyorsunuz. 'Bu kadar erken kalkmayı niçin istemiştim? Şu saatte ofiste bulunmak için değil mi? Biraz sonra da gidebilirim, daha çabuk giyinerek de biraz vakit kazanırım. Zaten çok yorgunum,' diyorsunuz ve kalkmıyorsunuz."
"Niçin? Kabahat kararda mı? Hayır; çünkü artık karar mevcut değil.