Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
Hazırlayanın isyan ettiği an...
Diğergâmlığın gerekliliğini en açık surette ifade eden ilk ahlâkçı Kant olmuştur.^17 Dipnot 17: Müellif Dr. Ethem Bey'in bu hususta yanıldığı aşikârdır. Zira "başkalarının iyiliğini istemek", "başkaları için özveride bulunmak" gibi anlamlara sahip olan diğergâmlık, esasında İslâm toplumlarının mayasını oluşturan ahlâk terimlerinden biridir. Hatta İslâm'da bunun da ötesine geçen ve "bir kimsenin, kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere kullanması, başkasının yararı için fedakârlıkta bulunması" mânâsına gelen "îsâr" kavramı da mevcuttur. Öyle ki, îsârı bildiren ve teşvik eden pek çok âyet-i kerîme ve hadis-i şerif mevcuttur. Hâl böyleyken Dr. Ethem, kendi içinde yetiştiği cemiyette zaten var olan bu kavramlardan ya haberdar değildir yahut bunları görmezden gelmektedir. Her iki hâl de toplumu aydınlatmayı hedefleyen biri için kabul edilebilir değildir.
Sayfa 189
Reklam
Montaigne fazilet hakkında bu açıdan muhakemede bulunarak şöyle der: "Hikmetin en güzel nişanesi sürekli zevk almaktır; o daima neşelidir. Fazilet engebeli, ulaşması güç ve düzensiz bir tepenin zirvesine dikilmiş değildir. Fazilete yaklaşanlar, onun verimli ve çiçekli bir ovada bulunduğunu görür. Özellikle gerekli maharete sahip olup da gölgeli, çimenli ve hoş kokulu yollardan fazilete ulaşanlar, onun ne kadar şirin, muzaffer, nefis ve cesur; gama, kedere, korku ve zorlamaya ne kadar düşman olduğunu görmüştür. Hâlbuki fazilete ulaşamayanlar, onu tehlikeli, kavgacı, baskıcı, tehditkâr ve yiyici bir ebleh çehresi şeklinde resmederek dikenlerle çevrili tecrit edilmiş bir tepe üzerine koymak istemiştir. Ne hayret verici bir kuruntu!"
Sayfa 156
Sonra çocuklar öğretmenleriyle derse başladıklarında, neredeyse hiç tefekkür etmeyen öğretmenler ile alelade fikirlerle yoğrulmuş arkadaşlar arasında kalır. Diğer insanlar arasında yaşadığımız için aynı basit lisanla konuşmaya mecbur oluruz. Hâlbuki dil, herkes bilir ki kaynağını avamın fikirlerinden almıştır. Avam, zihninde oluşturduğu tasavvurlara uygun bir dil meydana getirmiş, bütün basitliğini, yüce fikirlere karşı bütün nefretini, muhakemesindeki kabalık ve ahmaklığı diline dökmüştür. Bu sebeple lisanda servete, iktidara, ve askerî başarılara karşı hürmetini; iyiliğe, sade hayata, menfaatperestlikten uzak durmaya ve zihinsel çalışmalara karşı hoşnutsuzluğunu gösteren birçok ortak kanaat mevcuttur. Dilin bu telkinini gayet geniş bir ölçekte kabul ederiz. Önünüzde "büyüklük" kelimesi telaffuz edilsin. Yüzde yüz iddia edilebilir ki ahlâk büyüklüğünden önce hatırınıza kuvvet ve gösteriş büyüklüğü gelecektir. Hepimiz Sezar'ı hatırlayacak Epiktetos'u aklımıza bile getirmeyeceğiz. "Mutluluk" kelimesini mi telaffuz ediyoruz, derhal aklımıza servet ve iktidar düşüncesi gelecektir. Siz de benim gibi en çok kullanılan ve mütefekkirler için en önemli aklî ve ahlâkî vasıflardan sayılan 10-15 kelimeyi telaffuz edin ve masksadınızı gizleyerek her kelimenin uyandırdığı psikolojik anlamı öğrenmek istediğinizi söyleyerek bir deney yapın. Cehalet ve kalın kafalılığın yüksek fikirler aleyhine telkin için kullanıldığı en önemli vasıtanın dil olduğunu siz de tasdik edeceksiniz.
Sayfa 141
Faal olan dünyayı şamatayla doldurabilir, fakat iyi ve faydalı bir iş yapmaya muktedir değildir. Siyasette veya başka bir alanda, hayattaki bütün başarılar ancak aynı istikamete yönelen çabalarla kazanılabilir. Hâlbuki sürekli olarak bir noktaya yönelmesi makbul olan faaliyetler için mutlaka derin tefekkür ile istikametimizi belirlemeli ve istikametten dışarı çıkıldıkça düzeltmek için yeniden tefekküre başvurmalıyız. Tefekkür etmeyen, ulaşmak istediği hedefi tam anlamıyla belirlemeyerek izlediği istikameti sürekli olarak kontrol etmeyen bir adam, dış etkilerin esiri olur. Âni gelişen her olay, fiilinin düzenini bozar ve düzeni bozuldukça hedef ve istikametini yeniden belirlemek için uğraşmak zorunda kalır; böylece anlık gelişen olayların etkisiyle zayıflamaya devam edip nihayetinde istikametini kaybeder.
Sayfa 140
Hâlbuki derin tefekkür, ruhumuzu mobilyayla doldurmaya değil, demir döver gibi yeni fikirleri dövmeye yarar. Mütâlaadan maksadımız bilgi elde etmektir. Derin tefekkürde ise tamamen farklı olarak ruhumuzda şiddetli sevgi veya nefret temayülleri uyandırmaya çalışırız. Mütâlaada hakikate hürmet etmek birinci arzumuzdur. Derin tefekkürde hakikatin bizce büyük bir önemi yoktur. Karışıklık çıkartan doğruluktansa faydası olacak yalanı tercih ederiz. Bütün arzumuz faydalı bir gaye üzerine kuruludur.
Sayfa 130
Reklam