Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
8/10
·144 syf.·
2019 100. kitabı
Gül Yetiştiren Adam’ı okumam gerek diye karar vermemi sağlayan şu satırlarla başlamak istiyorum bu yazıya: “… şimdi ömrünü bitmiş say, ömrün bitmiş de sen yalvarmış, yakarmışsın, sana gözyaşların için cabadan bir gün daha vermişler.. işte şu anda da o bir tek son günün içinde bulunuyorsun.. işte o son günde ne yapacaksan, her gün onu yapacaksın. O zaman bu [güllerle bezeli] bahçede gezinmem ki, der çocuk. Ne yaparsın ya? Ağlarım.” – sf. 19 Gül Yetiştiren Adam’a ana hatlarıyla baktığınızda, “Neden birbirinden kopuk iki hikâye anlatılıyor?” diye sorgulamanız olasıdır. Roman, kitaba adını veren “gül yetiştiren adam”ın hikâyesi ve “günah şehri” Las Vegas’ta kumar, aşk, kıskançlık, aldatma ile bezeli bir hikâye arasında gidip geliyor. Bu iki kopuk hikâye, sadece romanın sonunda bir gazete haberinde birbirine değiyor, ona da değmek denebilirse tabii. Yazarın böylesine birbirinden kopuk iki hikâyeyi beraberce anlatmasının tek sebebi var: Zaman. Bu iki hikâyenin aynı zamanlarda geçiyor olması belki de kitabın en çarpıcı yanı. Bir yanda mukaddesat uğruna işgalcilere karşı savaşmış ama sonra kurulan laik devletle tabiri caizse hüsrana uğramış ve bu yüzden de evinden dışarı adım at(a)maz olmuş bir ihtiyar, öte yanda bir kıskançlık oyunu içinde duyguları istismar edilmiş bir adam… Yazar bu iki hikâye aracılığıyla, İslam ile yoğrulmuş Türk kimliğinin uğradığı yozlaşmayı gözler önüne seriyor. Sadece yozlaşmayı değil, yozlaşmaya karşı direnişi de (gül yetiştiren adam) ustalıkla anlatıyor. İslami usul kıyafetlerini terk etmedikleri için asılan (din) kardeşlerinin aksine, gül yetiştiren adam ölüme yürümeye cüret etmiyor; ama kendinden taviz vermek de istemiyor, bu yüzden de evine kapanıyor. Yaptığının doğru olduğundan emin değil, belki o da kardeşleri gibi davranmalı ve darağacına
Gül Yetiştiren AdamRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 202121,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ah
6/10
·361 syf.·
2021 13. kitabı
·
Bazı kitapları okuyunca ah diyor musunuz? Hani şey olan ahlardan, ah be yazar güzelim konuyu rezil etmiş ahlarından. 2021’de okuduğum çoğu kitapta bunu farklı derecelerde hissettim; ama hiçbirine Od’daki kadar üzülmedim. Aslında tahmin etmeliydim, yıllar önce Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk’ı okumuştum ve yine benzer bir ah çekmiştim. Ama düşündüm ki, o yıllar yıllar önceydi, o zamanki edebiyat anlayışımla şimdiki arasında dağlar kadar fark var(dır inşallah), o yüzden şimdi tekrar bir İskender Pala okuması yapayım. Hatta Yunus Emre’yi anlattığı Od’u okuyayım da mest olayım, mutlu olayım, hidayet bulayım. Okudum da, sonuna kadar da gidebildim çok şükür. Ancak yine elimde kala kala bir ah kaldı. Öncelikle biraz insanı cezbedecek şekilde anlatayım bu romanı da hayal kırıklığım daha iyi anlaşılsın. Bir Yunus Emre romanı Od. Temelde de müthiş bir çatışma var: Hidayete kavuşmuş Yunus Emre ve küçük yaşta esir düşüp Allah’ı tanımayan bir asi hâline gelen oğlu İsmail. Moğollar saldırmış, her yer kan revan içinde. Tarikatlar Anadolu’daki dayanışma ruhunu diri tutuyor. Hacı Bektaşi Veli, Tapduk Emre, Geyikli Baba ve daha birçok tarihi figür romanın içinde. Bütün toplumsal çalkantıların içinde yolunu bulmaya çalışıyor Yunus Emre. Hakikat yolunda Yunus Emre’nin dizeleri romana güzelce yedirilmiş. Yunus Emre’nin vefat eden eşine olan sevgisi bile dozunda işlenmiş ve esere güzellik katmış. Karakter çeşitliliği, olayların sürükleyiciliği, okumanın kolaylığına vesaire on puan bile verilir. Bu açılardan bakılınca, “tasarlanmış” bir roman olduğu çok belli Od’un. İskender Pala kılı kırk yararak dönemi ve şahsiyetleri etraflıca araştırmış ve her şeyi olabildiğince aslına yakın tutmaya çalışmış zannımca. Bu çabaları kesinlikle takdir ediyorum. Ama tüm bu tasarılar ve planlamalar arasında
Edebiyat
Odİskender Pala · Kapı Yayınları · 202248,9bin okunma
9/10
·220 syf.·
2019 138. kitabı
Yazmak için yaşamak gerekir mi? Bir daha yaşamak için, yazmak bir imkandır. Yaşamak, yazarın okuduğum ilk kitabı. Aslında akla yatkın olan, şiirlerini okuduktan sonra bu kitabı okumak sanki. Ama yazarın kimi zaman tekdüze, kimi zaman şiirsel, kimi zamansa aksak bir şekilde ilerleyen hatıratı, ismiyle müsemma olacak şekilde, bir hatırattan daha fazlası. Bir tecrübe aktarımı gibi; yazar bunları yaşadım diye anlatmıyor da bunları yaşayın (ya da daha önemlisi hissedin) diye anlatıyor sanki. Şiirsel kısımlarda yazarın kalbine, tekdüze dediğim kısımlarda ise düşüncelerine şahitlik ediyoruz. Peki aksak kısımlar? İşte yaşamak orada. Aksaklıklarda. Vasatlıkta. Can sıkıntısında. Özellikle de aksak kısımları sebebiyle; ama aynı zamanda yazarın duygu dünyasına daha somut temelli bir giriş olarak öneririm.
YaşamakCahit Zarifoğlu · Beyan Yayınları · 202011,2bin okunma
9/10
·400 syf.·
2019 16. kitabı
Bana kitap okumayı sevdiren iki kitap vardır. Birincisi, daha ortaokul zamanı okuduğum ve o çocuk halimle bambaşka bir dönemin hikâyesini dinlemenin heyecanını yaşadığım Sefiller'dir. İkincisi ise lise zamanlarımda okuduğum bu kitaptır. Bir yanıyla kültürel mirasa, bir yanıyla geleceğe, bir yanıylaysa dönemine odaklanan, kapsayıcılığıyla insanı afallatan, uçsuz bucaksız bozkırlarda sepesessiz geçip giden hayatları anlatan ve bütün bunları yaparken asla yoğunluğunun altında ezilmeyen bir roman Gün Olur Asra Bedel. Okuyalı çok uzun zaman olmasına rağmen, hâlâ ara ara düşünürüm bir sayfasında mankurtlardan, bir sayfasında II. Dünya Savaşı'ndan, bir sayfasında ise Orman Göğüslüler isimli uzaylılardan bahsederken nasıl da istikametini saptırmadan, hiçbir ögesine saplanmadan nasıl da ne anlatmak istediği belli bir eser ortaya konabilmiş diye. Nasıl ki Yüzyıllık Yalnızlık koca Güney Amerika kıtasını her yönüyle ele alıyorsa, Gün Olur Asra Bedel de Orta Asya için aynısını yapıyor. Müstesna bir eser.
Edebiyat
Gün Olur Asra BedelCengiz Aytmatov · Elips Yayınları · 200756bin okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2020 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2020 18:19
dunyabizim.com/m/gormenin-ve-g... Kuşlarla Sohbetin Şartları, birbirinden bağımsız farklı başlıklardaki makalelerden oluşmuş bir kitap gibi görünse de akleden bir kalbin, gören bir gözün, hisseden bir yüreğin sahibinden neşet eden metinler olması hasebiyle hepsi ortak bir noktada buluşuyor ve okuyucuda, asla nostalji tadında geçmişe duyulan bir özlem değil, bilakis gidişattaki aksayan noktalara itiraz duygusuyla bir hassasiyet oluşturuyor. Lügat anlamları içinde “harf” bir şeyin ucu, bir şeyin kenarı, kılıcın keskin kısmı, geminin ucu ve dağın zirvesi gibi anlamları barındırırken; “kelime” bütün kombinezonlarıyla “şiddet ve güç”ü havi iken ve bu kadar tesir gücü olan harflerin yan yana gelmesiyle tesir gücü daha da yüksek olan kelimelerin; kelimelerin yan yana gelmesiyle ise etki alanı emsalsiz bir boyuta ulaşa(bile)n kitabın tesisi söz konusu iken ve “söz uçar yazı kalır” gibi bir motto da dillerimizde pelesenk etmişken yazarın “Yazmalı mı, Yazmamalı mı?” başlığı ile kitaba giriş yapmış olması hayli ilgi çekici. Besbelli ki yazar, sadece iz bırakmış olmak için yazmak istemez, iz bırakmadan da var olmak ister; tıpkı kendisinden terennüm edilen sınırlı sayıdaki dizeleri dışında bize ulaşan esaslı bir eseri olmasa da Yunus Emre’nin asırlara meydan okuyarak var olmaya devam etmesi gibi. “Görmenin ve görünmenin laneti”ne değindiği bir başka yazısında ikisinin arasındaki farkı ortaya koymak için kartalla salyangozun meseline müracaat ederken de, “kartal, çıktığı irtifada hep görür ama gökte bir iz bırakmadan da var olur. Zavallı salyangoz ise pek az görür ama iz bırakmadan var olamaz.” der ve âdeta görmeden iz bırakmaktansa iz bırakmadan görmeyi yeğlediğini ihsas eder. Farklı zaviyelerden bakış diğer
Kuşlarla Sohbetin ŞartlarıAhmet Murat · Ketebe Yayınları · 20191,810 okunma