Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
İstenç Eğitimi
Puan vermedi·384 syf.·
2025 14. kitabı
Bu kitabı bir yayıncılık başarısı olarak tanımlamak gerekir ilk önce. Zira arka planda ilgi çekici bir hikâye var. Jules Payot isimli bir pedagogun İrade Terbiyesi isimli kitabıyla başlar her şey. Cemil Meriç'in disiplin içinde çalışmasını borçlu olduğu kitap olarak takdim edilen bu eser, Cemil Meriç referansının etkisiyle yayılmaya başlar. Evet, bu sayfaya gelip bu incelemeyi okuyorsanız, siz de büyük ihtimal bu etkiye maruz kalmışlardansınızdır. Belki ümmetin derdiyle dertlenen bir Müslüman olarak, kendi hayatınızdaki basit yenilgilerinizin, dinin işaret ettiği yüksek değerlerle çatışmasından bunalmış hâlde bir çıkış arıyorsunuzdur. Onca kitap okumuşsunuzdur da tek katkısı bayağılıklarınıza dair daha derin bir farkındalık olmuştur. O bayağılıkları ise hayatınızdan çıkartamıyorsunuzdur. İrade demişsinizdir, biraz daha tertipli olabilsem, nefsime söz geçirebilsem, işte o zaman her şey daha kolay olacaktır. Derken de bu kitabı görmüşsünüzdür. Yani, bu kitabı değil, öbür kitabı. Jules Payot'unkini. İrade ve terbiye kelimelerindeki dini çağrışımlar, tarihi bir şahsiyet, esrar ve hikmeti çağrıştıran saman kağıdı rengi kapak ve Cemil Meriç referansı... Elbette okuyacaksınızdır. Dışarıdan baktığımda en azından benim okuduğum hikâye bu noktaya kadar böyle. Sonra hikâyenin en iyi kısmına geliriz. Bu İrade Terbiyesi , Cemil Meriç'in İrade Terbiyesi değildir. O İrade Terbiyesi, bu incelemeye konu olan kitabımızdır. Öte yandan, Cemil Meriç, Payot'un İrade Terbiyesi'ne de işaret etmektedir; zira Ethem Bakar'ın İrade Terbiyesi , Payot'un İrade Terbiyesi 'ni kendine temel alan, şerh veya genişletilmiş baskı olarak tanımlayabileceğimiz bir versiyonudur. Bunu gören Ketebe Yayınevi durur mu, muhafazakâr camia arasında Payot'un kitabı dahi ilgi toplamışken, Cemil Meriç'in esas işaret ettiği kitap olan ve yabancı
İrade TerbiyesiEthem Bakar · Ketebe Yayınevi · 20231,245 okunma
Reklam
İki romanlı kitabın birinci romanı
5/10
·448 syf.·
2025 13. kitabı
Sunum açısından oldukça ilginç bir kitap Beş Katlı Apartmanın Altıncı Katı, veya Azerice ismiyle Beşmertebeli Evin Altıncı Mertebesi. İçinde aynı evrende geçen iki roman ve bu iki romanın daha çok ikincisini alakadar eden bir hikâye var ki bu hikâye eser yazıldıktan onlarca yıl sonra kaleme alınmış. Anar Rızayev, Devlet Mükafatı ile ödüllendirilmiş ve anladığım kadarıyla çağdaş Azeri edebiyatında yer edinmiş bir isim. Yer edinmişliğinin bahsini önden vurgulamak lâzım; çünkü kitaptaki sıralamasıyla ikinci roman olan Beş Katlı Apartmanın Altıncı Katı, tam da yazarı geniş kitlelere ulaştıracak cinsten. Benim kitapla ilgili hayal kırıklığım da tam olarak bu ikinci roman. Sunuş itibarıyla ilk roman olan Ak Liman, biz edebiyatseverlere daha çok hitap ederken, ikinci roman yüzeysel bir aşk romanı. Hacimsel olarak da epey yer tutan bu ikinci roman, Rızayev'in ismini duyurmada işlevsel olsa da, edebî anlamda ilk romandan çok ayrı ve aşağıda kalıyor. Biz sunum sırasına uyarak gidelim ve Ak Liman ile başlayalım. Bir yayınevinde çalışan Nimet; evli, çocuklu ve en azından romanın odaklandığı zamanda başında büyük bir dert olmayan, kendi hâlinde bir adamdır. Lâkin insan bu, durmaz. Mutluyken dahi anlam arayışındadır, kolayca boşluklara düşer. Nimet'e de öyle olur. Bir yandan dönemin Azeri hayatını sunan Rızayev, bir yandan da Nimet'in hayattaki anlam arayışına bizi dahil eder. Romanın en güçlü yanlarından biri günlük yaşantıya dair sunulan ayrıntılar. Romanda büyük yer tutan ses kayıt cihazı var mesela, o vakitlerde yeni yeni yayılmaktadır ve Nimet'in eve onu getirmesi, ses kaydetmeleri, sonra herkese dinletmeleri ve bu kayıt cihazı etrafında gelişen olaylar nostaljik bir tat vermiş. Biraz dönem dizisi izler gibi bir hissiyat oluşturuyor desem yanılmam. Öte yandan bu gündelik hayat
Beş Katlı Apartmanın Altıncı KatıAnar Rızayev · Ketebe Yayınları · 20231,851 okunma
Sıradan anlar, vurucu dalgalar
7/10
·104 syf.·
2025 12. kitabı
Rasim Özdenören ve Emin Gürdamur arasındaki benzerlikleri bu kadar geç fark etmem benim kusurum sanırım. İkisinin de anları büyütme kabiliyetleri beni çok etkiliyor. Çözülme isimli öykü seçkisinde de bunun -şimdilik- zirvesini buldum diyebilirim. Dört öykünün üçüncüsü olan Aile, bir ailenin akşamki ev hâline odaklanan ve yüzeysel değerlendirilirse pek de "bir şey" anlatmayan bir öykü. Ancak bu "Ne anlatıyor?" sorgusunun ötesine geçerseniz, nasıl anlattığının güzelliğini görmeye başlıyorsunuz. Dili dolandırmadan ama ustaca kullanan yazar, karakterlerini anlatırken o denli özenli ki, anlatılanın güzelliğini geçip anlatıcının özenliliğine hayran oluyorsunuz. Özdenören bu dört öykünün üçünde durgun suları anlatıyor aslında; bunu yapışındaki maksat ise gelecek dalgaların vuruculuğunu artırmak. Bu durgun su hâli, öyküleri hayatın içinden kılıyor, dalgalar ise edebî. Aile hikâyesini övmenin ötesine geçebilirsem, kitabın görece küçük bir hacmini kaplayan ilk iki öykünün görece sıradan olduğunu söyleyebilirim. Okuması güzel; ama okunması elzem olmayan cinstendi. Kitaba adını veren Çözülme hakkında ise net bir yargıya varamıyorum. Bir yandan anlatım şekli açısından beğensem de, öte yandan anlatılanın murat edilen derecede çarpıcı yansıtılamadığını düşünüyorum. Çözülme deyince, neticede, insan Gürdamur'unkini anımsatacak denli büyük anlar bekliyor. Aslında ilk üç öykünün aksine, yazarın burada durgun suları anlatmak istemediğini düşünüyorum. Beni hayal kırıklığına uğratan da bu oluyor herhalde: Özdenören kendisini hayatın dışına atacak edebiyata atmaya niyetliyken bunu başaramamış diye düşünüyorum. Bu öykünün kitabın büyük kısmını oluşturduğu da düşünülünce, bu seçki Aile öyküsünün temsil ettiği zirvenin aşağısında kalıyor.
ÇözülmeRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 20241,044 okunma
Çarpıcı bir siyaset metni
6/10
·136 syf.·
2025 11. kitabı
Konu itibarıyla baktığımızda, Piramit tam da benim yerlere göklere sığdıramayacağım türden bir roman. Hani şu sade, sembolik ama temas ettiği hakikatlerle devleşen romanlar vardır ya ( Tatar Çölü gibi mesela), Piramit de onlardan. Bir firavunun piramit yaptırma sürecinin öncesini ve sonrasını ele alan roman, oldukça kuvvetli sembolleri bulunan bir dönemi merkeze aldığından, eli oldukça güçlü başlıyor. Refahı artan halkın, firavunun iktidarına daha muhalif olacağı endişesi, firavunu, iktidarının selameti adına, ülkedeki refahı ortadan kaldıracak bir girişime iter. Bu girişim de, kendi piramidinin inşasıdır. Gelmiş geçmiş en büyük piramit olarak tasarlanan bu yapı, esasında halk üzerine bindireceği ekonomik ve fiziksel yük neticesinde refah ortamını ve dolayısıyla da itaatsizliği ortadan kaldıracak ve firavundan önce binlerce insana mezar olacak bir musibettir. İnsanlar günün sonunu sağ çıkardıklarına şükredecekler, başlarını kaldırmaya yeltenemeyeceklerdir. Hem kaldırsalar da, devasa piramidi görünce, azametinden korkup süneceklerdir. Yazarımız roman boyunca sade ve çarpıcı manzaralar sunuyor. Piramidin inşası sürecinde yaşanan vahşetler olsun, inşa sürecinde ortaya dedikodusu atılan komplo ve bunun beraberinde gelen cadı avı olsun, tematik anlamda çok farklı siyasi krizlerle ilişkilendirilebilecek kusursuz temsiller mevcut. Aklıma Büyük Irmaklardan Bile romanını getiren ve oradakilere denk diyebileceğimiz temsiller bunlar. Sembolik anlamda billurlaşmış bu temsiller, romanın benim için en etkileyici yönü. Bu temsilleri böylesine güzel yapan temel etken ise kullanılan sade dil. Roman bir yandan kuvvetli bir anlatımı, bir yandansa sade dilinin öncülük ettiği sürükleyiciliği muhafaza edebiliyor. Yazarın dönemin bakışını yakalamaya yönelik girişimleri de etkileyici. Sümerlilerin bulduğu
Piramitİsmail Kadare · Ketebe Yayınları · 202268 okunma
Halep'te gökkuşağı
3/10
·256 syf.·
2025 9. kitabı
Bu Şehrin Mutfaklarında Bıçak Yok kitabının arka kapağında "politik, dini ve cinsel zorbalığın" altında yaşayan Suriyeli bir ailenin hikâyesine dahil olacağınızı okuyorsunuz. Tamam, diyorsunuz, baskı rejimi altına dair kuvvetli bir anlatı olsa gerek. Ön kapağında göreceğiniz üzere romanımız ödüllü de, daha ne olsun? Başlangıçta fena da değil aslında. Anlatıcının annesinin ölümü haberiyle başlayan roman, sürekli farklı zamanlara geri dönüşler yaparak ailenin yıllar içinde nasıl da oradan oraya savrulduğunu tezatlarla kurulu manzaralarla anlatmak istiyor. "Dişil" enerjisiyle romana ağırlığını koyan Sevsen var, ölümü düşünüp duran "Reşid" var, doğuştan hasta "Suad" var ve bir de ne hikmetse roman boyunca başına pek de bir şey gelmeyen esas anlatıcı kardeş var. Bu karakterin başına o kadar bir şey gelmiyor ki ismini bile hatırlamıyorum. Elbette bir de anne var, romanın çoğunda hasta ve eve kapanık şekilde gördüğümüz, Batı kültürüne hayranlığını saklayamayan ve Suriye'de sıkışmışlığı dolayısıyla ıstırap çeken. Tamam, diyorsunuz buna da, Suriye'de biraz daha Batı ile haşır neşir olmuş bir ailenin çektiği acıları yazacak yazar herhalde. Suriye'deki ortalama bir Müslüman ailenin yaşadıkları daha ilgi çekici olabilirdi, ama yazarlara kenarlarda gezen karakterleri kovalamak hep daha cazip gelir ya, kabul. Sonra gökkuşağı beliriyor. Hem de ne gökkuşağı. Şikâyetim romanda eşcinsel bir karakter bulunmasıyla alakâlı değil. Roman her ne kadar politik, dini ve cinsel zorbalığa maruz kalan bir aileyi takip ettiğini iddia etse de, büyük oranda sadece üçüncüsüne odaklanıyor. Hatta cinsel zorbalığa da değil, sadece cinselliğe odaklanıyor. Sevsen'in sonu gelmez maceraları, Reşid'in kardeşi Sevsen'e beslediği cinsel ilgi, eşcinsel dayı Nizar'ın maceraları, her gün bir başka fahişeyle yatan
Bu Şehrin Mutfaklarında Bıçak YokHalid Halife · Delidolu Yayınları · 2020288 okunma
Reklam