Hîcrî yılbaşına girerken
اللهم يا محول الحول والأحوال، حول حالنا إلى أحسن الحال^ Allahümme yâ muhavvilel havli vel ahvâl, havvil hâlenâ ilâ ahsenil hâl. Manası: Ey hâlleri (dönemleri ve durumları) değiştiren Allah'ım, bizim hâlimizi en güzel hâle çevir!
Kibirliyle dost olma. Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez üzülürsün.
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Nice şikayet ettiğimiz ahval başka eşiklerin duası. Anımsadıkça sekînet, idrak ettikçe sükûnet. Elhamdulillâhi alâ külli hâl.🌷
Din
Edebiyat çökerse…
Edebiyat çökerse sadece bir sektör değil, bir ülke sessizleşir. Bir ülkenin edebiyatı örselendiğinde, bozulma derinleştikçe bunu ilk bakışta geniş kitleler fark etmez. Kitaplar yine çıkar, raflar doludur, fuarlar, imza günleri yapılır, ödüller dağıtılır. Her şey yerli yerindeymiş gibi görünür. Ama aslında çok daha derinde, daha tehlikeli bir şey olur: Sesler azalır. Tonlar birbirine benzer. Hikâyeler tekdüzeleşir. Bir süre sonra o ülke, fark etmeden, kendini anlatamaz hâle gelir. Bu nedenle bugün yayınevlerindeki çalışma koşullarını, emek gasplarını, sektördeki kartelleşmeyi, yeni seslerin dışarıda bırakılmasını konuşmak; yalnızca bir sektör meselesi değildir. Bu, doğrudan doğruya toplumsal hayal gücünün daralmasıdır. Çünkü farklı sesler, farklı anlatılar yoksa, bir toplum da tek renge mahkûm olur. Tek renk, hiçbir zaman gerçek bir canlılık üretmez. Ben bu mesleğin romantizmine inanarak başladım; 26 yıl önce, sahnenin tozuna, metnin terine, kelimenin insanı dönüştürme kudretine… Ama yıllar içinde anladım ki edebiyat dediğimiz şey, yalnızca yazıyla değil, o yazının dolaşıma sokulduğu sistemle de belirleniyor. Ve o sistem çoğu zaman edebiyatın kendisinden daha güçlü, daha belirleyici ve daha acımasız. Son günlerde yayınevlerinde çalışanların ifşa ettiği çalışma koşulları bir skandal değil; bir semptomdur. Bir sektörün içinin nasıl boşaltıldığının, emeğin nasıl görünmez kılındığının, nitelik yerine ilişkilerin nasıl merkezileştiğinin gecikmiş bir dışavurumudur. Yani konuşulan şey bir yayınevi değil, bir düzen. Bu düzenin en tehlikeli tarafı yalnızca çalışanı sömürmesi değil, okunan ve yaşanan edebiyatın kendisini bozuk ve olumsuz biçimlendirmesidir. Türkiye’de edebiyat alanında “yeni seslere alan açılmıyor” cümlesi sıkça söylenir. Ama bu çoğu zaman eksik anlaşılır. Bu
Alıntı
Paylaşmak yahut Bölüşmek.
Paylaşmak... Popüler kültür ile birlikte bir kelime daha derinliğini yitirdi. Eskiden olsa "paylaşmak" dendiğinde; biri iki yapmak, karşındakini kendine tercih etmek, var olanı vermek, yok olsa da var olunca vermeye niyet etmek ifadelerini kaleme alabilirdim. Ama şimdilerde "paylaşmak " dendiğinde; aza tamah etmemek, kendini kendine tercih etmek, var olanı vermeyi değil vermiş olmayı gösterme gayretinde olmak ifadelerini kaleme alsam, abartmış olmam herhalde. Paylaşmanın özünde, azın bereketine teslim olmak, Helalin lezzetine gark olmak, bir olmak birlik olmak var iken Paylaşmaktan türeyen, "Paylaşım yapmak" söz kalıbı neticesinde, yalnızca nefsi beslemek, gösteriş yapmak, mahremiyeti yok saymak, haramı-şüpheliyi-boykotu özendirmek, ben ve yine ben diye dört dolanan bir güruhun varlığı kendini göstermektedir. Bir kitabı, bir şiiri, bir cümleyi, bir sözü Alıntı yahut iletiyi, nefs için okumaktan, yazmaktan, paylaşmaktan Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Okumak dahi kitap sayısı ile ölçülür hale gelmiş durumda. Alıntılar, iletiler, fotoğraflar, videolar, reelsler vs... hakikate hizmet ediyor mu muamma? Nefsten kaçıyor mu muamma? Hâl böyle olunca ahvâl ortada ... deyivererek, sizleri, paylaşmak yahut paylaşım yapmak yerine "Bölüşmeye" davet ediyorum. Gelin, Onlar paylaşadursun, İnşallah bizler, okuduğumuz kıymetli kitabın ismini, Kalemi bizi etkileyen yazarın ilmini, Cümlenin hakikatini, Şiirin ruhaniyetini, Sözün özünü,
Hal bil. Haddini bil. Ahval bil. Yön bil. Yol bil. Gönül bil. Gönlü bil. Ermişi bilme. Ereni bil.