Hatta her bir nevi –meselâ, nev-i beşer– dahi bir ağaçtır...
Kökü ve çekirdeği mazide ve semereleri, neticeleri müstakbelde olarak hayat-ı cinsiye ve beka-i nev’î içinde gayet muntazam kanunların bulunması gibi, hâl-i hâzır vaziyeti dahi, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiye düsturlarının hükmü altında bir sikke-i tevhid ve zâhirî karışıklıklar altında gizli, muntazam bir hâtem-i vahdet ve müşevveş ahval-i beşeriye altında mukadderat-ı hayatiye denilen kaza ve kaderin düsturlarının hükmü altında bir mühr-ü vahdaniyet taşıyor.
İmâm-ül müslimîn olan Zeyd bazı mesâil-i mühimme-i şer'iyyeyi kütüb-i şer'iyyeden tayy-u-ihrâc
ve kü-tüb-i mezkûreyi men-ü-hark-u-ihrak ve Beyt-ül-mâl'de tebzîr-ü-isrâf ile müsevveg-i şer'î
hilâfında tasarruf ve bilâ-sebeb-i şer'î katl-ü haps ve tağrîb-i raiyye ve sair güne mezâlimi itiyad
eyledikten sonra salâha rücû etmek üzre ahd-ü-kasem etmiş iken yemininde hânis olarak ahvâl ve
umûr-i müslimîni bil-kül-liyye mühtel kılacak fit-ne-i azîme ihdasında ısrar ve mukatele îkaa
etmekle me-nea-i müslimîn Zeyd-i mezbûrun tagallübünü izâle ettiklerinde bilâd-ı Đslâmiyyenin
cevânib-i kesîresinden mez-bûru mahlû tanıdıklarına dâir ahbâr-ı mütevâliye vürûd edip mezbûrun
bekaasında zarar muhakkak ve zevalinde salâh melhuz olmağın Zeyd-i mezbûra Đmamet ve
Saltanattan feragat teklif etmek veya hal'etmek suretlerinden hangisi erbâb-ı hall-ü-akd ve evliyây-^
umur tarafından «rcah görülür ise icrası vâcib olur mu?
El-cevâb : olur.
KETEBEHU-L-FAKÎR
ES-SEYYÎD MEHMED ZIYÂÜDDĐN
UFĐYE ANHU
Kelimesi kelimesine tercümesi:
«Müslümanların başı olan Zeyd (filân adam) bazı mühim şeriat meselelerini şeriat kitaplarından
sildirir ve çıkarır ve şeriat kitaplarını yasaklar ve yakar müslümanlarm hazinesini israf eder ve dinî
ölçü dışında kullanır, tebaasını din hükümlerince aykırı şekilde öldürür, hapseder, sürer ve ayrıca
bir çok zulmü alışkanlık haline getirir; ve sonra doğru yola gelmek üzere ahd ve yemin eder de
yeminini çiğneyerek müslümanların halini ve işlerini tamamiyle bozan büyük fitneler çıkarmakta
devam eder ve kan dökülmesine sebep olursa, müslümanların vasıtaları o adama ait baskıyı
kaldırdıklarında Đslâm memleketlerinin bir çok yerinden adamı tahtından indirilmiş tanıdıkları
yolunda haberler gelince, adamın yerinde kalmasında zarar ve yerinden atılmasında fayda
görüldüğü takdirde,
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı
susamıyorum sevgilim
çünkü havada sesimi doğuran bir esir var
bütün çilingirleri sofralara çekerek
kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum
kapısında kaldıkları sahiden evleri mi?
bir kilidi açmak kolay değil o kadar
hırsızın belki de yoktur kabahati!
**
selam ile insan insana iliklenir
başında ortasında ve sonunda yine selam
çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim
**
bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov!
kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları
vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini
devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül
**
ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak
bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar
**
çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor
**
bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma
gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma
çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan
vardım ki seni sevdim
seni sevdim evler arasından bir evdin
ey hayat-ı dünyeviyenin zevkine mübtela ve endişei istikbal ile istikbalini ve haγatını temin için çabalayan biçâreler! Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz meşru dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kâfidir. Haricinde ve gayr-i meşra dairedeki bir lezzetin içinde bin elem olduğunu, sâbık beyanatta elbette anladınız. Eğer mazi, yâni geçmiş zamanın hâdisatını sinema ile hâl-i hazırda gösterdikleri gibi, istikbaldeki ahval dahi mesela elli sene sonraki halleri. bir sinema ile gösterilse idi; ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine, yüz binlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar.
Dünya ve âhirette ebedi ve daimi süruru isteyen, iman dairesindeki terbiye-i Muhammediyeyi (A.S.M) kendine rehber etmek gerektir.
Allah'ı anmak sadece iyi hal ve koşullarda yapılacak bir şey değil; ayakta iken, otururken, yatarken, güçlü ve mutluyken, zayıf ve muhtaçken, tamamen tükenmiş ve ne yapacağımızı bilmez bir haldeyken yani her ahval ve koşulda yapılması gereken bir şeydir.