Başımıza gelen musibetler, imtihanlar...
...esma-i hüsnanın nakışlarını göstermek için çok hâlât içinde çevirir, çok vaziyetlerde değiştirir. Elemler, musibetler nev'inde olan keyfiyat; bazı esmasının ahkâmını göstermek için lemaat-ı hikmet içinde bazı şuâat-ı rahmet ve o şuâat-ı rahmet içinde latîf güzellikler vardır. (Yirmialtıncı Söz/4.Mebhas) Sözler
Masal Masal Matıtas, Doğal Olanlar Neden Hep Bahtsız?
Geçen gün çizgi filmlerin o arkada dönen absürt dünyasını çekiştirmiştik ya, hani şu Tom'ların, Gargamel'lerin sadece kendi doğalarını yaşadıkları için nasıl günah keçisi ilan edildiklerini konuştuğumuz o masa... İşte o masaya bu sefer çocukken bizi uyutmak için anlatılan, ama büyüdükçe uykumuzu kaçıran o meşhur "masal kahramanlarını" davet ediyoruz..:) Ormanın Asıl Sahibi: Kırmızı Başlıklı Kurt Açılışı masal dünyasının en hakkı yenen, en yargısız infaza kurban giden misafiriyle yapalım: Kurt. Yahu bu adam ormanın yerlisi, kendi tapulu arazisinde, doğal yaşam alanında takılıyor. Bir kurdun doğasında ne vardır? Avlanmak. Sen elinde sepetle, kafanda kırmızı pelerinle (ki doğada avcı hayvanların dikkatini en çok çeken renktir) adamın bölgesine paldır küldür dalıyorsun. Kurt sadece doğasının gereğini yapıyor, biyolojik kodlarına sadık kalıyor diye hikayenin sonunda adamın karnına taşlar doldurup kuyuya atıyorlar! Soruyorum size; bir kere de o sepetten kurda bir dilim anneanne keki teklif edip orta yolu bulmaya çalıştınız mı? Hayır. Çünkü bu masal dünyası, kendi doğasını yaşayan dürüstleri sevmez; onları hemen "canavar" ilan eder. Kusura bakmayın ama bu hikayede kurt tamamen bir mülkiyet mağdurudur. Külkedisi: Doğal Seçilimin ve Pazarlamanın Zirvesi Gelelim o meşhur Sindirella’ya. Gece yarısı büyü bozulurken koca araba kabağa, atlar fareye, o şık elbise eski paçavralara dönüşüyor. Maddenin doğası gereği her şey aslına dönerken, ne hikmetse o cam ayakkabıya hiçbir şey olmuyor! Kusursuz bir illüzyon. O ayakkabı merdivende "kazara" düşmedi dostlar; Külkedisi o evden ve o üvey anne dırdırından kurtulmak için, insan doğasındaki o "statü atlama ve hayatta kalma" güdüsünü kullandı. Ayakkabıyı hedef odaklı bir şekilde oraya bıraktı. Prens de tüm krallığı elinde ayakkabayla kapı
Duygu ve Düşünce
Reklam
Nefsine hâkim olursan Kurulursun tahtına Çalakaşık saldırırsan Ne çıkarsa bahtına. Halat gibi bileğiyle Yayla gibi yüreğiyle Çoluk-çocuk geçindirip Haram nedir bilmeyenler Buyurun siz de buyurun Halil İbrahim sofrasına. Barış Manço
Şiir
Arafoloji ⅗
Kapı sınırları belirleyen surlar gibiydi aralarında , çelikten örülmüş bloklar gibi sapa sağlam görevini yerine getiriyordu. Biliyorlardı ki kapı buzdan yapılmıştı ve artık kalplerinin sıcaklıklarında erimeye başlamıştı. Yukardan aşağı önce suretler çıktı meydana ve sonra yek vücut olmamak için inatlaşan iki insan suretinde keçi! Keçilerin biri mavi diğeri kırmızı , hangisi daha güçlü poz verirse kazanan o olacaktı. Duruşlar dikdi. Gözler pekdi. Anlar gergindi. Canlar solda inenleri uğurlamış devam et diyenlerdendi. Zanlar ağırdı. Kalpler dört kapakçığını hizmete sunmuş debisini yükseltmişti. Gözler boş baktı oysa bunca kelime oyunu boşa çıkabilirdi, gözlerde his olmalıydı ama olmadı artık gözler boş bakar olmuştu! Olmamalıydı ama olmuştu, inat edilmemeliydi. Zorlama tambur halatı çekmezdi fakat halat belki kendi gelirdi. Yine kameralar gözlere yakın çekim yaptı. Boştu umursuzdu vazgeçikdi amanneysedi dertliydi hatta vesaireydi inanmazsınız yemin dahi yazabilirim o gözlerde aşk bayrak çekmişti iflasını vermişti kavgabitmişyarabantlarısarılmıştı. Arafoloji terimini öğretmek ne zordu bu zamanlar arada kalmak beklemekdi sabretmekdi sonunu kabul etmekdi sabırla beklenen tüm mektupların cevaplarında kuş pulu olması dilekleri sunulmuştu.
1000Kitap
Malûmdur ki, zayıf emareler, içtima ettikçe kuvvet bulur, delil hükmüne geçer. İncecik ipler, içtima ettikçe kopmaz, halat olur. Küllî umumî kayıtlar, içtima ettikçe hususiyet peyda edip taayyün eder.. #Risale-i Nur külliyatının Osmanlıca Metinlerinden Yeni Yazıyla Neşredilmemiş Bölümleri
Parlak deri ceketin gözlerimin en büyük zaafıydı. Ne vakit üzerinde yansımamı görsem seni unutacağımdan korkardım. Saçlarının her bir teli dizeyi tamamlayan bir melodi gibi. Teninin benzersizliği evrenimin en büyük tan vakti. Bileklerindeki her bir incelik bağımın kopmak istemediği bir halat gibi. Balıkçıyım ben, oltamı bir göle kaptırdım gidiyorum. Falakaya yatırılmış gibi artık bütün hayatım. Parça parça, kulaklarımın senden işiteceği her sese razıyım.
Reklam
Reklam